<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187</id><updated>2011-12-02T16:52:00.886+02:00</updated><category term='Evimdeki dağınıklığın içindeki düzen'/><category term='ççdd'/><category term='ehemmi insanlar'/><category term='scooter&apos;lar'/><category term='ray restoran'/><category term='meçek hilkög.'/><category term='kene'/><category term='rezes n.a.'/><category term='εις την πόλιν'/><category term='sonbahar'/><category term='devletin makarr-ı idaresi'/><category term='tatil'/><category term='Şeyh Akşemseddin'/><category term='bilkent'/><category term='karatavuk'/><category term='konsomatör garsonlar'/><category term='yahya kemal'/><category term='caz triosu'/><title type='text'>Blôg-u Gökşün</title><subtitle type='html'>Hayri Gökşin Özkoray'ın edimsel ve potansiyel edebiyat atölyesi</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>40</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-7545816022287597383</id><published>2011-09-17T23:35:00.000+03:00</published><updated>2011-09-17T21:11:15.673+03:00</updated><title type='text'>Yeni yayın eski metin</title><content type='html'>&lt;div&gt;Rektörün okulun tüm öğrencilerine para dağıtılacağını duyuran mesajını ciddiye alıp da kendi hakkı için başvuran olmadı. Oysa içerik baştan sona incelendiğinde çok "açıkvenet" biçimde ortada karşılıksız ve koşulsuz bir yardım olduğu sonucu çıkıyordu. Bir ay sonra gelen düzeltme, hazine müfettişliği sınavları için hazırlık kurslarının açıldığını öğrencilere iletmekle birlikte, üzerinden beş hafta geçen ilk bildiriye cevap alınamadığından kurs ve burs arzının talep eksikliği gerekçesiyle ikinci bir emre kadar hem geçici hem de kalıcı olarak dondurulduğundan bahsediyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-7545816022287597383?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/7545816022287597383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=7545816022287597383&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7545816022287597383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7545816022287597383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2010/02/yeni-yayn-eski-metin.html' title='Yeni yayın eski metin'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-892561130595102108</id><published>2010-03-15T00:56:00.015+02:00</published><updated>2010-11-02T22:39:34.358+02:00</updated><title type='text'>Brad Mehldau</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a style="font-family: times new roman;" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/S56_Q4mERJI/AAAAAAAAAO8/eloNwecCLR0/s1600-h/brad.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 269px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/S56_Q4mERJI/AAAAAAAAAO8/eloNwecCLR0/s320/brad.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449002895955739794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Temmuz'da İstanbul'da (d)i(n)(z)leme fırsatını bulduğum Brad Mehldau'nun Paris'in en uzak banliyö sınırları içerisinde yeni bir solo piyano konseri vereceğini öğrendiğimde Ma‘cûncu-zâde Mustafa Efendi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;master&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; tezi savunmamı hazırlamam gereken geçen Eylül ayı günlerinden birinde koşarak son kalan en kötü öğrenci koltuklarından birini almayı başarabilmiştim. Gişedeki sorumlu ve de yetkili kadın konserin nerede yapılacağını bildiğimden emin olmadan bana bileti satmama konusunda oldukça temkinli davranmıştı, ki gösterdiği titizliği geçen Cumartesi uzun uzun takdir edebilme fırsatım oldu. Lâkin, Brad'in şehir merkezine 50 km. uzakta taşralı burjuvazi için çalmayı neden kabul ettiğine anlam verebilmek pek de mümkün değildi. Zirâ İstanbul'a   geldiğinde seçimini Büyükçekmece'den yana yapmadığını biliyoruz. Konser alanına ulaşmak için yaklaşık bir saatlik tren yolculuğu yetersiz kaldıktan sonra, bir de banketli ve bariyerli yollar kat eden otobüsümsü bir taşıttan da yanlış durakta inerek tuhaf benzin istasyonlarının yanından yürümem gerekti. Gerçi şoför bana çok net bir şekilde üçüncü durakta inmemi söylemişti, ama yanaşılan yeri gözüme pek kestiremeyerek kendimi ancak bir sonrakinde kaldırıma atabildim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Her neyse, konserin düzenlendiği mekân "Prizma" diye geçiyordu ve internet sitesindeki tanıtım fotoğrafına da hayli benzemekteydi. Salona pat diye girdiğimde gerçekten de balkonun en arka sırasında köşeye sıkıştırılmış koltuğum, topografik konumu itibariyle sahneye en uzak mesafede duran oturum yeriydi (oturma konusunda daha uzun açılımlar için bkz. &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: times new roman;" href="http://gozkoray.blogspot.com/2010/02/peronda-koltuk-secimi.html"&gt;biröncekiyazı&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;). Oturum pozisyonumdan piyanistin ellerini görmem imkânsızdı, yüz ifadesini yer yer seçebilmekle birlikte, kollarını oldukça iyi takip edebildim (arada sağı solun üzerinden atsa da, tam tersine daha sık başvurdu). Erken geldiğim varsayımı konserin resmi saatinden 20 dakika önce başlamasıyla bir bakıma çürütüldü. Yine de yerleşme safhasında yanımdaki bir başka öğrenci bileti mağduruyla vücut dili iletişimi kurma &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;şans&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;ımız oldu: Caza tıpkı benim gibi kafasını sağlı sollu sağlayarak eşlik ederken ellerine bir gün bateri bageti olma arzusu taşıyan metronom çubuğu muamelesi yaptığını tespit edebildim. Bekleme esnasında da, o akşam sahne almayacak BM Trio'dan birkaç canlı performans dinleyip kendimden geçerek konsere hazırlanırken, benden daha iyi yerlere sahip dinleyicilerin müzikten pek de çakmadıkları, en azından caz bilgilerinin benim ilkokuldaki mâlumâtımın düzeyinde olduğu konusunda en ufak bir şüphem kalmamıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Tekrar her neyse, ya da konunun kalbine gitmemiz gerekirse, Bay Mehldau, solo piyano konserlerinde adeti olduğu üzere, sahneye kadife ceketiyle birden fırlayıp utangaç tebessümüyle seyircileri selamladıktan sonra dört parça çalıp, performansın üçte biri kadarını bitirerek mikrofonu alıp bizim için çalmaktan duyduğu memnuniyeti belirterek o ana kadarki şarkı listesini bestecileriyle birlikte belirtme inceliğini gösterdi. Nitekim, bu bağlamda yaptığı kısa konuşmanın benim için ne kadar işlevsel ve aydınlatıcı olduğunu söylemeliyim; öyle ki, İstanbul konserinde açılışı Nirvana'dan "Rape Me"yle yaptığına yemin edebilirdim, oysa &lt;span style="font-style: italic;"&gt;uvertür&lt;/span&gt; Alice In Chains'ten "Got Me Wrong"la yapılmıştı (şarkı isminin benim yanılgımla gösterdiği ahenge değinmem oldukça yersiz sanırım). Neyse ki, her üç-dört parçalık blokta benzer açıklamalar yapmaya tenezzül etmiyor, böylece seyircilerin geri kalanına göre ne kadar iyi diskografik çıkarsamalarda bulunabildiğimi en azından kendime kanıtlayabiliyordum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Mehldau, şaşırtıcı bir biçimde, neredeyse sadece 90'lar temellli rock kavırmalarına yönelerek, "Get Happy" dışında caz standartlarını, ve de iki bölümlü(k) bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;potpuri&lt;/span&gt; şeklinde arz ettiği kendi bestelerini bir kenara bıraktı. "Smells Like Teen Spirit" yorumunda, çok benzetildiği Bad Plus'ın aksine —ki The Bad Plus grubunun, BM Trio'nun eroin almış avant-garde versiyonu olduğunu bir noktaya kadar kabul edebilirim—, Nirvana'nın kısır ve fakir akor kalıplarıyla kendini sınırlamayarak, hırkalı ve depresif kayıp gençliğin kült parçasını tüm harmonik keşif pistlerini sonuna kadar sömürüp tüketerek, bir caz piyanistinin duyarlılığıyla çalınan klasik müzik partisyonlarına dönüştürme başarısını gösterdi. Vokal notalarını sağ elle çok düz bir biçimde çalmak yerine, aşırı tanıdık melodileri senkoplaştırarak yankılatışı, dinleyiciyi izlenim ve etkileşim karmaşasında bırakmanın yanı sıra, hafızasını da derinlemesine yoklamaya zorluyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Kontrbas ve bateriden oluşan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;ridımsekşın&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;'ın&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; yokluğunda, yer yer ağırlık verdiği perküsif stil ve akorlar üzerinde yaptığı ısrarcı vurgu ve tekrarlar,  albüm olarak yayınlanan Tokyo performansını hatırlatmaktaydı. Bu meşhur Tokyo konserinde (2004) bulunan Nick Drake parçası "Things Behind The Sun"ın en iyi versiyonunu da sanırım geçen gece dinleme şansına eriştim. Geleneksel olmakla birlikte harmonik açıdan yoğun bir aritmetikle harmanlanmış uzun &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;stride&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; girişinin ortalarında, sezinlemeye çabaladığım müzikal dokuyu didikleyişim sonucu, bu şarkıyı çaldığına inanmak istedim ve her ne kadar dua etmesem de, bu arzum gerçekleşmeyi başardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Biraz toparlamam bekleniyorsa, Brad Mehldau 70'lerde doğan kuşağın açık ara en iyi piyanisti olarak, kavırdığı popüler rock parçalarını iyi bilinen caz standartları gibi dinletme, algılatma, özümsetme, kabul ettirme yeteneğine sahip. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;" &gt;Mainstream&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; piyasanın (burada benim için kriter MTV tarafından el üstünde tutulmaktır) en iyi grubu Radiohead'e yeni bir yaklaşım getirerek zaman zaman orijinallerinden çok daha üstün kayıt ve performanslar ortaya koymakla birlikte, cazdan çakmayan gençlere de bu sofistike türü bir şekilde sevdirmeyi başarıyor. Başka bir deyişle, popüler müzik evreninde ara sıra bulunabilen iyi fikirleri toplayarak, kendi emprovizasyon ve bestecilik yetenekleri çerçevesinde bunları mümkün olan en ileri noktalara taşıma iddiasını Brad Mehldau genellikle kazanıyor. Örnek olarak, İstanbul'da yarım saat süren piyano konçertosu havasındaki yeniden yaratılmış "Exit Music (For A Film)" ve geçen günkü Versailles yakınlarındaki Elancourt konserinde ara sıra kâğıda yazılmış partisyonlarda göz gezdirdiği "Dream Brother" yorumu gösterilebilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Son olarak, Brad'in "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;bis&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;" diye tabir edilen alışılmış sahneye dönüşün çok ötesine geçerek, insanlara yeniden Latince saymayı öğretmeyi amaçlamasa da, "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;ter&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;" ve "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;quater&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;"i de atlayarak, "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;quinquies&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;" yapışından bahsetmeliyim. Altıncı kez çağırıldığındaysa nazik tiyatro oyuncusu selâmı vermekle yetinerek sahneyi temelli olarak terk edişi oldukça haklı ve yerinde bir tepkiydi. Zaten, salondan konser bitmeden ayrılmayan herkes de yeterince mest olmuş durumdaydı —burada sadece kendi adıma konuşma özenini göstermiyorum artık.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Bitirirken de&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; şunu belirteyim&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;, dinlencelerin çoğu üzerindeki önbelirlenimli hakimiyetim gereği şarkıların sona erişine dair sahip olmadığım tereddütün neredeyse her seferinde omuzlarıma yüklediği ilk alkışlayan seyirci rolünden bazı anlarda biraz bıkmakla birlikte, salonun genelinde yarattığım otorite imajından yer yer keyif aldım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak edenler için küçük bir liste:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;The Verve - Bittersweet Symphony&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Medley (kendi bestelerinden): Secret Beach/Fit Cat/Buddha Realm/vs.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Neil Young - One Needle and the  Damage is Done&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Nirvana - Smells Like Teen Spirit&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Jeff Buckley -  Dream Brother&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Brian Wilson - Only God Knows&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Gecenin tek standardı: Get Happy (Harold Arlen/Ted Koehler)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Nick Drake - Things Behind The Sun&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Paul Simon - Still Crazy After All  These Years&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;Not: Brad'e hissettiğim yakınlık beni Trio'sunun Nick Drake kavırmasına davetsiz misafir olarak katılmak suretiyle, grubu mızıkacı eklentisiyle "kuartet"e çevirmeye itti. Takdirinize bırakıyorum gerisini. Yazı ba&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;lı&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;ındaki veya a&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;a&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;ğıdaki&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt; bağlantıdan dinleyebilir isteyenler.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: arial;" href="http://www.box.net/shared/v9pycb4aep"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;http://www.box.net/shared/v9pycb4aep&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-892561130595102108?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.box.net/shared/v9pycb4aep' title='Brad Mehldau'/><link rel='enclosure' type='' href='http://www.box.net/shared/v9pycb4aep' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/892561130595102108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=892561130595102108&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/892561130595102108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/892561130595102108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2010/03/brad-mehldau.html' title='Brad Mehldau'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/S56_Q4mERJI/AAAAAAAAAO8/eloNwecCLR0/s72-c/brad.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-5771742277151092226</id><published>2010-02-26T13:40:00.010+02:00</published><updated>2010-02-28T17:46:11.821+02:00</updated><title type='text'>Peronda koltuk seçimi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/S4e9IcMypHI/AAAAAAAAAOw/Idx66yBroJI/s1600-h/metro-parisien.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/S4e9IcMypHI/AAAAAAAAAOw/Idx66yBroJI/s200/metro-parisien.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442526627406980210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Yeraltı toplu taşıma sistemine başvurulduğunda, tren gelene kadar geçen sürede oturma tercihi yapılacaksa verilecek kararlar benim için her zaman ikirciklidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Standart bir dörtlü ve plastik oturma grubunu ele alalım. Kuartetin tüm üyeleri çok nadiren aynı anda müsait olduklarından, işbu yazının genellemeci perspektifi çerçevesinde bu denli izole bir vakayı ele almaktan kaçınacağız. Dolayısıyla, baş köşede evsiz bir metro istasyonu sakininin konuşlandığını varsayalım (ki varsaymasak bile, büyük ihtimalle orada oturuyor zaten).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Treni ayakta bekleme ihtimaline değinmek de bu söylem babında oldukça yersiz; tünellerarası hava akım ve dolaşımı ve dezenfektan kimyasallarla, elektrik şokundan henüz çıkmış fare kadavrası kokuları çok da iç ve iştah açıcı konular değil bildiğim kadarıyla.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Her neyse, işlemeye çalışacağım konu, kısaca, ortalama 6 dakikaya varan iki tren arası zaman diliminde uygulanabilecek oturma stratejileri. Dörtlü koltuk grubunun baş köşesine elinde metalik ve zor içimli bira kutusu ve bilumum paket, çanta ve torbalarıyla sakallı ve evinde haftalardır biriken çamaşırı yıkamaktan kaçınan ortalama tembellik düzeyindeki genç yetişkin erkekten biraz daha kötü kokan barınak muhtacı bireyi yerleştirmiştik (çok yaratıcı bir şekilde ismini P olarak belirleyelim). Kalan üç oturma yerine yaklaşan tipik şehirli insan (onun kısaltmasına da V diyelim), biraz kendini savunduğunu zannetme içgüdüsü, biraz da toplumiçi özşartlandırılmasının etkisiyle ilk aşamada anlaşılmaz şeyler mırıldanan ve agresif olarak algılanan P'nin yanına oturmaktan kaçınacaktır. Sonraki etapta yapacağı seçim ise, bilinçaltına değin vurguladıkları ve doğurabileceği potansiyel sonuçlar açısından son derece önemli ve de bir ölçüde oldukça kritiktir. Açı(n)klamamız gerekirse, oturmaya başvuracak üçüncü metro kullanıcısının seçimini önceden içinden çıkılması zor bir ikileme sokmakla birlikte, kendi egosunu da dolaylı yoldan ön plana çıkardığı öne sürülebilir. Zira, tercihini üç numaralı koltuktan yana kullandığı takdirde, ne olursa olsun üç numaralı oturucu kendini V'nin yanında bulacaktır. Gözle görülür şekilde P'den tiksindiğini sergilemekten utanç duyacaksa, V'ye dolaylı bir bariyer ve koruma sağlayacak olmakla birlikte; kendini P'den mümkün olduğunca izole etmeye çalıştığında ise yine kaçınılmaz olarak V'nin gururunu az çok okşayıcı bir tavır sergilemiş olacağını çok rahatlıkla olmasa bile, büyük zorluklara katlanmadan iddia edebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;V'nin peron teftişi sırasında gözüne iki numaralı oturağı kestir(e)meyeceği hipotezinden yola çıkarak —bilinç düzeyinde veya değil— sonraki biletli ve biletsizleri kendi yanına oturmaya yönlendirme peşinde olduğunu savunuyorum. Kendini P'den koruma taktiği kapsamında, üç ve dört numaralı sabit plastik kalıp oturulacaklar arasında fark görülmese de, 3'ün oldukça özel bir anlamı var (gerek sembolik, gerekse başkalarını manipüle etme arzusu düzlemi ve bağlamında). Kendimize sorabileceğimiz ve oturma kurmacalarıyla kafalarını kurcalayan yolcuların akıllarında dolaşan soru ise "kloşardan kim nereye kadar kaçabilecek acaba?" gibi birşey olarak ifade edilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Addendum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;V'nin ilk a&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;şamadaki muhtemel 4 no. seçimini ve dolayısıyla bir sonraki oturma isteklisine verece&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;ği "ya ben, ya hiç; ya hep, ya o" mesajını fazla bariz &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;olduğu gerekçesiyle &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;dikkate almaya de&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;ğer bulmadım.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="445" height="364"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/1U_ae6kuMaU&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;color1=0x006699&amp;amp;color2=0x54abd6&amp;amp;border=1"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/1U_ae6kuMaU&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;color1=0x006699&amp;amp;color2=0x54abd6&amp;amp;border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="445" height="364"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-5771742277151092226?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/5771742277151092226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=5771742277151092226&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/5771742277151092226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/5771742277151092226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2010/02/peronda-koltuk-secimi.html' title='Peronda koltuk seçimi'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/S4e9IcMypHI/AAAAAAAAAOw/Idx66yBroJI/s72-c/metro-parisien.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-3420092842017295015</id><published>2010-02-08T02:39:00.002+02:00</published><updated>2011-06-20T05:14:17.202+03:00</updated><title type='text'>Gizemli ve bir o kadar da önemsiz bir tasarı ya da merak olgusu kendi özünde iyi olamaz</title><content type='html'>&lt;a style="color: rgb(153, 153, 153); font-family: times new roman;" href="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/S29QKloF66I/AAAAAAAAAOg/lZuc3-92AYg/s1600-h/Malt2.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/S29QKloF66I/AAAAAAAAAOg/lZuc3-92AYg/s200/Malt2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435651418088663970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Eylemlerinin kendisi için hayırlı sonuçlarından yola çıkarak, inançsız olmasına rağmen, Tanrı'yı her fırsatta kendi tarafına çekmek istiyordu.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Hikâyesini kaleme alacak birini bulsa bile, bu yazarın, otobüs seyahatlerini, kurgusal içe doğru yolculuk metaforu kavanozuna tıkıştırarak ayaklar altına almasına tahammül edemezdi. Kendini böyle ölümsüzleştirecek bir yazarın yaşama hakkını elinden almayı bile aklından geçirebilirdi. Bu satırların yazarını da ölümle tehdit ettiği olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Adamımızın yazdıklarından kısa bir alıntı yapalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;« &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Bir otobüs kazasından daha canımı yitirmeden çıktım. Her seferinde benden eksilen bir parça olmaz, en fazla yeni çizik ve kırık-çıkıklar ortaya çıkar. Karbüratör kökenli dumanların arasından süzülerek yardım çağırmak üzere bir telefona uzanırım. Bu vazifemi yerine getirip gözlerimi kapama hatasına son düştüğümde, kendimi fazla kan kaybeden bir hasta olarak bulmuştum uyandığımda. Bu yüzden sıkışmış, çırpınan, anlaşılmaz birşeyler mırıldanan insanları kol ve bacaklarından çekiştirerek şarampol düzlüklerine yatırırım.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Onlarca aydır süren kaza-bela tecrübeme rağmen, hâlâ temel ilkyardım bilgisinden yoksun oluşum da benim ayıbım olarak cebime girsin. Utanç vereceği mâlumunuz, bu beni birşeyler öğrenmeye itecek kamçılayıcı bir faktör olabilir (bakarsınız imgelemimi meşgul etmekten usanmayan o hemşire hanımla tanışıveririm); kim bilir, belki de her an &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153); font-family: times new roman;" href="http://www.blogger.com/joker" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 57px; height: 57px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SNPJsg9PZNI/AAAAAAAAAHk/jFm6_AGZreQ/s200/joker2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247759757414982866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt; olarak çıkarabileceğim bir kozdur bu tuhaf cep ayıbı.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Her neyse, kısmet olursa size bu son otobüs yolculuğumda meydana gelenleri daha sonra anlatırım (gerçekten de o gün başıma gelenleri bugüne dek yaşayan olmamıştır*); ama öncelikle beni bu otobüsle seyahat serüvenlerine sürükleyen hikâyeden bahsetmek istiyorum. Buradaki amaçlarım arasında elbette, &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Yeni Hayat &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;karamelalarını çiğneyip kendilerini Magirus'lara teslim edenlerden sıyrılmak var. Bu işi kotarırken ne ölçüde sivrildiğime okuyucularım nasılsa bir şekilde kanaat getireceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Ben o "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153); font-family: times new roman;" href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/sokaktaki-adam.html"&gt;sokaktaki adam&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;"dım.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Gittiğim editör teyze, taslaklarımı okuduktan sonra: "Tu-tu-tu maşallah! Kötürkçe de yazarmış!" demişti. Yayıncının odasında dikkatimi çeken nesneden bahsetmem gerekirse; tıpkı &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;kötülük dolu bir madlen gibi, beni yıllar öncesinin bazen tatsız, bazen de geri dönülmesi imkânsızlaşmış mutlu günlerine götüren antika duvar saatini parçalamak istedikten sonra nazikçe gülümseyerek el sıkı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;şıp o büroyu derhal terk ettim&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt; [...] »&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;div style="color: rgb(153, 153, 153); font-family: times new roman;"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: rgb(255, 255, 102);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;_____&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="color: rgb(255, 255, 102);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 102, 102);"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Bu cümle bana nedense &lt;/span&gt;&lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/12/evliya-elebi-haskyde-ya-da-bir-pasti.html"&gt;Hasköy'deki Evliya Çelebi&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;'yi anımsattı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-3420092842017295015?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/3420092842017295015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=3420092842017295015&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/3420092842017295015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/3420092842017295015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2010/02/gizemli-ve-bir-o-kadar-da-onemsiz-bir.html' title='Gizemli ve bir o kadar da önemsiz bir tasarı ya da merak olgusu kendi özünde iyi olamaz'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/S29QKloF66I/AAAAAAAAAOg/lZuc3-92AYg/s72-c/Malt2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-8174844561071716700</id><published>2009-07-05T06:21:00.012+03:00</published><updated>2009-08-18T11:19:04.604+03:00</updated><title type='text'>Nedenolmasın</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;En uzun nefessiz öpüşme rekorunu kıran O.H.'nin denemesi o kadar uzundu ki, gösteriyi izleyen insanların çoğu ilerleyen saatlerde çene travmasından şikayetçi oldu ve bunun ötesinde, Ginesçiler kronometrelerine dair kesin birşey söyleyememelerine karşın rekoru tanıdılar. O.H.'nin partnerinin baygınlık geçirişi de öpüşmenin derin kimyevi duygusallığı konusunda çürütülemez bir kanıt oluşturmaktaydı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;Kısaca bu fenomenin daha geniş çaptaki sonuçlarına değinmek gerekirse, iki insanın öpüşmesi hakkında düşündürdükleri, binlerce ki&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;şiye göre &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;Marathon Man&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;'in dişçiye gitmeyi sorgulatışıyla kıyaslanacak boyutlardaydı (ki birçoğu filmin meşhur işkence sahnesinin bir çikolata reklamından araklandığına inanıyordu).&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;Yeni yüzyılın 36. büyük olayının ardından dört ay kadar geçtiğinde, medyatik kalma saplantısına yakalanan ve çıktığı her televizyon programında sunucuyu öpeceğine dair espriler yapmaktan geri kalmayan O.H.'ye yıllarca hayalini kurduğu çeyrek Warhol saatini yaşadığı ve daha fazlasını talep edecekse bir şekilde ölmesi gerektiği söylendi. Kamuoyuna yapılan anonim duyuru şöyle devam ediyordu: "Başka çözümler de mevcutken, sana intihardan bahsederek kısıtlayıcı olmak istemeyiz. Bizleri de anlamalısın, şöhret doyumsuzluğu çekmeye devam etmeye niyetliysen, sana başka türlü katlanmamız artık mümkün değil, çünkü şimdi nefret edilme sırası ölüne geldi, ondan bunu esirgersen çok bencilce davranmış olacaksın. İnsanların böyle hayati bir hatadan dolayı çektikleri vicdan azabı da, maalesef birkaç istisna hariç (hayran müdahaleleri), doğal yollar dışında ölmelerini engellemiştir. Eh tabii, hayatta tüm alanlarda başarı yakalamak herkese kısmet değil".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;Bu son derece yerinde tavsiyeler üzerine O.H.'nin bilinci şöyle aktı: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;Woody Allen'ın öleceği anda orada olmamak isteyişi -ki bu kendime şiar edindiğim bir düşünümlemedir- çocukça ve irrasyonel bir korku gibi görünse de, ya&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; white-space: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;amı boyunca randevularında dakik davranmamış birinin ölmesi beklenen günde (kuşkusuz bu da hayatının mühim anlarından biri sayılır, ne olacağını az çok tahmin edebilsek de) farklı bir tutum sergileyebileceğine ihtimal verebilmem için bana herhangi birinin tatmin edici bir açıklama getirebileceğini hiç sanmıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-8174844561071716700?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/8174844561071716700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=8174844561071716700&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8174844561071716700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8174844561071716700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2009/07/nedenolmasn.html' title='Nedenolmasın'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-7248448288035688485</id><published>2009-07-05T01:40:00.013+03:00</published><updated>2009-07-05T05:03:59.277+03:00</updated><title type='text'>İroniye Giriş # 17</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/Sk_cr-B2k7I/AAAAAAAAAOU/0GhHnKAxnkQ/s1600-h/janke.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 124px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/Sk_cr-B2k7I/AAAAAAAAAOU/0GhHnKAxnkQ/s200/janke.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354741129910064050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Bir telif hakları tarihi yazan genç araştırmacı, bibliyografyasında kaynak olarak gösterdiği &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Yazarın Kutsandığı An&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;'ı yayımlayan kişi tarafından intihal iddiasıyla mahkemeye verilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-7248448288035688485?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/7248448288035688485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=7248448288035688485&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7248448288035688485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7248448288035688485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2009/07/ironiye-giris-17.html' title='İroniye Giriş # 17'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/Sk_cr-B2k7I/AAAAAAAAAOU/0GhHnKAxnkQ/s72-c/janke.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-280195114397377758</id><published>2008-12-13T01:10:00.009+02:00</published><updated>2009-06-13T19:00:06.199+03:00</updated><title type='text'>Taslaklar i</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SUMCTLvDAiI/AAAAAAAAALc/X9wT90Ffb-c/s1600-h/arton307.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 313px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SUMCTLvDAiI/AAAAAAAAALc/X9wT90Ffb-c/s400/arton307.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5279065716799242786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;&lt;blockquote&gt;“Durkheim, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Division&lt;/span&gt;'un (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Toplumsal İşbölümü&lt;/span&gt;) girişinde, bireyin toplum içinde özerkleştikçe aynı ölçüde kendini topluma bağımlı kıldığı paradoksunu ele alır. Sadece görünüşten ibaret olan bu çelişki, toplumsal dayanışmanın bireysel kişilik etrafında oluşan kültü, yüceltmeyi engellemediği olumlanarak aşılır. Madem bu iki unsurun ve izdüşümlerinin bir arada varolabilmeleri mümkün (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;compossibilitas&lt;/span&gt; – Leibniz), o halde Stalinizmin bu fikri kendine göre ele alarak yeni bir kalıba soktuğu iddia edilebilir mi?”&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Aylar önce lisansüstü tezi için aklına ilk gelen fikirleri not ederken işin bu noktaya varabileceğini kestirememişti. Ne yani, en sonunda özgün olduğu yanılgısını verme riskini taşıyan bir fikir için Sovyet arşivlerine ve on binlerce sayfalık Stalin edebiyatına atılma çılgınlığını mı göze alacaktı? Kendi kendine düşünümlemeye, “sezgisel oryantasyona” ve serbest çağrışıma derinden inandığından başarısızlık tehlikesini azımsayarak macerayı kabullendi. Bunun ardından yeni öğretim senesiyle birlikte korkunç bibliyografya ve arşiv sergüzeşti başladı. Moskova'da bulunan Devlet Arşivleri Merkezi'nde geçirdiği üç ayın ilk beş haftası boyunca, elyazması defterlere baka baka geçirdiği saatlere rağmen, yanında taşıdığı beyaz kâğıtlara kayda değer hiçbir şey yazamadan lahana kokulu bir apartman dairesinde tuttuğu odasına boynunu bükerek geri döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="text-align: center;font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt; Kendisine “Romano” [Romalı] soyadını vererek Papa'nın tebaasına mensup olduğunu kanıtlama çabasına giren Batavialı bir tutsak. Latincesi mükemmel. Almancası sayesinde kader yoldaşlarıyla iletişim kurabiliyor. Konuşmayı beceremediği (zaten becerse de o dönemde konuşacak başka birini bulması imkânsızdı), ama çok iyi okuyup çevirebildiği İbranicesiyle (Protestanların Eski Ahit'e olan ilgileri malum) çat-pat birşeyler söylemeye çalışsa da, en kolay iletişim aracının &lt;span style="font-style: italic;"&gt;lingua franca&lt;/span&gt; olduğunu anlamakta gecikmemiş. Cezayirli korsanları bakması gereken oğulları olduğuna ikna ettiğini sanıyor. Ne zaman uydurma Arapça konuşmaya çalışsa (“ha Hami, ha Sami ne fark eder canım” diyerek), söylediklerini hiçbir Mağrip lehçesiyle bağdaştıramayan tacir ve levendlerden okkalı bir Berber tokadı yiyordu. Palabadembıyıklı Ahmed bir keresinde, “Tatlı kâfir, buna Berberî dokat derler, pek sana göre degildür” demişti. Neyse, bizim sahte Romalımız, her ne kadar Protestan da olsa (ki bunun için onu suçlayamayız), Reform'u ne ölçüde benimseyip içselleştirdiğini bilemeyeceğim. Çünkü başvurduğu nice katakullinin bir sonucu olarak Papalık tarafından esaret bedelinin ödenmesi içine sinmeyecek ve de işine gelmeyecek değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="text-align: center;font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt; Ben Deniz (Bilig Teñüz). İşbu bendenin mülkiyet hakkı bendedir. Alçak cerrah bozuntusu, tüm o bencilliğinle benim benekli bendemin benlerini benden almaya nasıl cüret edersin? Bence senin beni benden alan bendirin, benzini az önce biten Mercedes-Benz'inin bagajında kaldı. Benliğin üzerinde bir türlü söz sahibi olamadığından, Bendezâde Efendi'ye benzetilecek kadar bile benimsenememişsin bencileyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="text-align: center;font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;*&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt; Bir de meşhur otobüs hikâyesi var.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-280195114397377758?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/280195114397377758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=280195114397377758&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/280195114397377758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/280195114397377758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/12/taslaklar-i.html' title='Taslaklar i'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SUMCTLvDAiI/AAAAAAAAALc/X9wT90Ffb-c/s72-c/arton307.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-8401742620018130722</id><published>2008-10-23T14:00:00.040+03:00</published><updated>2011-06-20T05:21:01.597+03:00</updated><title type='text'>Günün birinde şayet bir Ƙravat ya da duştatasarlanankurgudaancakböyleolur kurgusu</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SQERuwKudbI/AAAAAAAAAJs/yVBtMpqkAKM/s1600-h/Untitled+2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SQERuwKudbI/AAAAAAAAAJs/yVBtMpqkAKM/s400/Untitled+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5260505334646994354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;Oturduğum kahveye "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Alistavşanıtelaşesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;" ile giren turist, bavullarını çay ocağının ücra köşelerinden birine koymasını istediği garsonu ikna etmek için daha hiçbir şey tüketmemişken cebine bahşiş olduğunu ima etmekten fazlasını yaptığı birkaç banknot tıkıştırarak yanımdaki masaya kuruldu (öte yandan, kahvelerdeki &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;ofis&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt; kısmına "çay ocağı" denişi bana her zaman çok tuhaf gelmiştir). Oldukça ilginç bulduğum bu adam, Harikalar Diyarı'ndan değil, Kravatistan'dan geldiğini söylüyordu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;Düşmanları Seraplara nazaran Batı medeniyetine sahip çıkma hakkını kendilerinde daha meşru görüyorlardı (bunun kravatın icadından ötürü böyle olduğunu söylememe gerek yoktur herhalde). Aynı dili konuşmadıkları iddiasının inandırıcı olmadığını artık kabullenmiş görünüyorlardı. Kravatları en çok sinirlendiren şey, hanımlarının da kravat taktıklarına dair yapılan şakalardı. "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Kravat kadınları kravat takmazlar, onlar sadece &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;[« sadece » yerine &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;« zaten » denmeliydi] &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Kravattır!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;" diye haykıran Kravat erkeklerinin zaman zaman "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Kravat kadınlarının Kravat oluşları kravat takacakları anlamına gelmez&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;" dedikleri de olurdu. Serabistan'ın ismi ise, sürekli kendilerini arı kandan gelen büyük bir millet olarak gördükleri sırada (bu görülenlere, hattâ görüngülere birkaç kendini bilmez dış gözlemci "bunlar seraptır" demiş ve o günden beri de bu kavram yerleşik bir karakter kazanmıştı), hayallerini gerçekleştirdiklerini düşünürken uçurumdan aşağı, bazen de yukarı yuvarlandıklarıyla ilgili anlatılan halk efsanelerinden geliyordu. Birkaç yarı-şarlatan felsefe meraklısı, Seraplar örneğini temel alarak fenomenolojinin çürütülebileceğini öne sürmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;A. B., C.-I. O.ve K. P. tarafından yazılan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Fenomenolojiyi görüngübilime büyük katkılarıyla da tanınan Serap halkının sayesinde nasıl çöpe gönderdi(m)k&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;¹ kitabından alıntılıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Bir rüyada olduğumuzu varsayalım. Bize görünen bir dünya oldukça, bunun rüyamızın bir parçası olup olmadığının en ufak bir önemi yoktur. Bu görüngünün olgusallığı su götürmez olmakla birlikte, kapılabileceği akıntılar dikkate alınmaksızın, bize görünen bu dünyanın imgesi ve tarafımızdan görülmekte olduğu düşüncesi, bunun sahiplenecebileceğimiz tek dünyanın hem kendisini hem de gerçekliğini  teşkil ettiğini olumlamamız için yeterlidir. Bizimle oynayan şer dolu bir ilahi güç olasılığını tartışmayı gerekli görmemekle birlikte, karşımıza çıktığı takdirde kendisini kesinlikle kale almayacağımızı belirtelim (Descartes'ın &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Birinci Meditasyon&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;"&lt;/span&gt;u hakkında Kambouchner'in on yıllık -10- çalışmanın ardından durup dururken bin sayfalık&lt;br /&gt;-1000- tez yazmadığını da her gün hatırlamalıyız). &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Her neyse &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;[&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;sic&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;]&lt;/span&gt;, olur da, sağlam temelli ve anıtsal fenomenolojiyi dinamitleme isteğiyle bir gün yanıp tutuştuğunuzu hissederseniz, benzer bir şevkle bayraklarını ya da ulusal kahramanlarını ilgilendiren herhangi bir imgesel nesne gördüklerinde (ki bu durumda gösterdikleri fundamentalist tapınma unsurları, belli başlı varlıkları, bu varlıkları aslında sadece temsil etmek üzere tasarlanan objelerle ne kadar sapık bir düzeyde karıştırarak bir tuttuklarını bize gösterir) coşan azgın Serabistan kalabalıklarını anımsayınız. İçinde yaşadıklarına en azından iyi niyetli insanlar olarak bizim inandığımız evrenden koparak, uğrunda gözlerini kırpmadan öleceklerini söyledikleri vatan fikriyle (bu sözü ettikleri aynı günün öğle sonrasında borsada kaybettikleri paraya hayıflandıkları, örneklemimizde gözlemlenen 500 denek Serapın 476'sında görüldü)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;------------------Arada 15 boş sayfa var------------------&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;katıldıkları kitlesel orjide Seraplara görünmeye ve Seraplar tarafından görülmeye başlayan ve başlanan (ünlü besteci &lt;a href="http://www.google.fr/search?hl=fr&amp;amp;q=%22krikor+ba%C5%9Flanyan%22&amp;amp;btnG=Recherche+Google&amp;amp;meta=&amp;amp;aq=f&amp;amp;oq="&gt;Krikor Başlanyan&lt;/a&gt;'la bu durumun hiçbir ilgisi yoktur) varlığını Serabistan'a borçlu dünyanın birkaç saat boyunca gerçekliği hakkında şüphe duymak bir yana, tam tersine Serap halkının oluşturduğu kütlenin hiperbolik bir inancı vardır. Liderlerinin konuşmasının 293. dakikasında (bugüne dek daha erken veya daha geç gerçekleştiğine kimse şahit olmadı) bulundukları meydanın ortasında açılan uçurumdan birer birer yuvarlanan ve karanlıkların derinlikleriyle tanışan Seraplar, az önce yanıldıklarını kabullenmedikçe yeryüzüne çıkamazlar. Liderlerinin her seferinde uçurumla göz göze gelmemeye dikkat ederek tabanları yağladığını da bir kenara not düşmek gerekir. Onun bilinç akışıyla burada ilgilenmiyoruz. Kısaca Serabistan örneği, öznelere görünen dünyaların öznel bağlamda bile mutlak bir gerçeklik kazanamayacağını göstermiştir. Bu noktada belirleyici bir rol oynayan inkârcılık olgusu, genç araştırmacıların girebilecekleri yeni alanlar açmakla kalmamış, çok somut olarak da evrensel boyutta "uçurum acil yardım" işlevini üstlenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;_____&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;1. Łódź ["vuc" okuyunuz], Gitgel Yayınları, 1993, shf. 356-371.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-8401742620018130722?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/8401742620018130722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=8401742620018130722&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8401742620018130722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8401742620018130722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/10/gnn-birinde-ayet-bir-ravat-ya-da.html' title='Günün birinde şayet bir Ƙravat ya da duştatasarlanankurgudaancakböyleolur kurgusu'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SQERuwKudbI/AAAAAAAAAJs/yVBtMpqkAKM/s72-c/Untitled+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-5874411980963240229</id><published>2008-10-22T00:00:00.004+03:00</published><updated>2008-10-23T15:02:24.542+03:00</updated><title type='text'>Nedir bu yayın politikası? (i)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SP-YO8kOjII/AAAAAAAAAJE/_G06sfK9rMc/s1600-h/DSCN4351.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SP-YO8kOjII/AAAAAAAAAJE/_G06sfK9rMc/s320/DSCN4351.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5260090272335694978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Blôg-u Gökşün için resimleyen: &lt;a href="http://nafutnigli.blogspot.com/"&gt;Nafutnigli&lt;/a&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;font-family:'times new roman';" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Yazamadığı hakkında yazmaktan usanç duyduğundan, sonunda reaktif olmayan birşeyler çiziktirmeye karar vermişti. Belli belirsiz bir bulantı hissetmekle birlikte, kaleminin ucuna gelenlerin serbestçe uçuşmasına izin vermeye de pek yanaşmıyordu. Dört duvar arasında tek başına boş odasında daktilosunun başında otururken içgörü gezintilerine samimi olarak çıkmayı artık pek mümkün görmüyordu. Descartes'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Meditasyonlar&lt;/span&gt;"ını aşamayacağını bilerek çabalamayı ve can çekişmeyi de gittikçe daha anlamsız bulmaya başlamıştı. Aynı ortamda bulunduğu insanları her akşam kalemiyle katlederek kâğıt üzerinde ölümsüzleştirme denemeleri yine en büyük eğlencesiydi her şeye rağmen. Odasındaki boş sayfa karşısında dünyayı yerle bir edebileceğini &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;bilen&lt;/span&gt; bir şizofrenin bilincine sahip olmak bile canını sıkıyordu son günlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlığından da artık iyice şüphe duyduğu okuyucu kitlesine bir faydası dokunmadığından, İspanyolca fiil çekimlerinde kusursuzlaşma hedefini koydu kendine. Sistemi zaten içselleştirmişti, anlamını bilmediği fiillerde de dolayısıyla sorun yaşaması söz konusu olamazdı; yaklaşık dört saatte mümkün olan tüm kuralsızlıkları da ezberlemiş görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvardaki posterlerden harfler dökülmeye başladı. Gözleriyle her birini tek tek yukarı kaldırarak anlamlı birşeyler yazmaya çalıştı, ilk denemesinde sesli harf yokluğu sabit olmakla beraber, sessiz harf sıralarında da usûlsüzlük tespit edildi. Duvardan parça parça düşmeye başlayan harfleri çekiç ve matkapla sabitlemeyi kısmen başardı. Ardından görüşü yavaş yavaş kayboldu, belli ki duvarı yok etmek gerekiyordu. Bunu herhangi bir faydacılık gütmeden nasıl yapabileceğini düşündü ve başlarda bulamadı. Sonra yeniden bulamadı. Bunu çoğunluğun memnuniyeti için yapmadığını söyledikten sonra gülme krizine girdi ve haykırarak: "Tüm dünya benden ibaretse eğer, ekseriyet de ekalliyet de benden başkası olamaz!" dedi. Argüman görünümündeki imgelerle zorunlu olarak daha fazla cambazlık yapmayı becerememeye devam edeceğini görerek yerinden kalktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol maçı olarak anlatılan bir klasik müzik konserinde hayal etti kendini. Atayspor'da ikinci kemancıydı. Bunun anlamı birinci olacak kadar iyi olmadığı değildi. Aşağılık kompleksine sahip birinci kemancının ön plana çıkmasına izin vererek onun açıklarını kapatıyordu. Bu durumdan "tandem" diye bahsedilmesi hoşuna gitmezdi, ama bazen başka bir ifade bulamayanlara tahammül edebilmeyi seviyordu. Kendi kelimeleriyle belirtmek gerekirse, birinci kemancıyla bir tür şarlatanustatecrübeliçırakilişkileri vardı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-5874411980963240229?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/5874411980963240229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=5874411980963240229&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/5874411980963240229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/5874411980963240229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/08/nedir-bu-yayn-politikas-i.html' title='Nedir bu yayın politikası? (i)'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SP-YO8kOjII/AAAAAAAAAJE/_G06sfK9rMc/s72-c/DSCN4351.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-8614435424944452255</id><published>2008-10-19T15:38:00.007+03:00</published><updated>2008-10-19T16:54:18.445+03:00</updated><title type='text'>İstisnorm: 'Marx 21. yüzyılda da entelektüel referans'</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a style="font-family: times new roman;" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPsxWifSTNI/AAAAAAAAAIk/6m1XCfBG7tQ/s1600-h/fk_passport.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPsxWifSTNI/AAAAAAAAAIk/6m1XCfBG7tQ/s400/fk_passport.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5258851253170097362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Sesonline (Paris) – Hayri Gökşin Özkoray&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Paris'te 2005'ten beri düzenlenen “21. yüzyılda Marksizm” seminerinin bu yılki açılışı 18 Ekim Cumartesi günü Sorbonne'da &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Michael Löwy&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'nin “Kafka ve Sosyalizm” konulu konferansıyla yapıldı. Löwy, güçsüz bireylerin egemen güçler karşısındaki konumunu betimleyen “kafkaesk durum”un günümüzdeki Guantanamo hapishanesi için de kullanılabileceğini belirtti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Marx'ı siyasi boyutuyla yeniden değerlendirmeyi amaçlayan konferanslar dizisi, bir dönem Galatasaray Üniversitesi'nde de ders veren Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi felsefe profesörü &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Jean Salem&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'in kurduğu 'Modern Düşünce Sistemleri Tarihi Merkezi' (Centre d'Histoire des Systèmes de la Pensée Moderne) tarafından düzenleniyor. Seminerin başlangıcında &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Karl Marx&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'ı 21. yüzyılda akademik evrende bir entelektüel referans olarak tekrar oturtma hedefinin altı çizildi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="font-family: times new roman;"&gt;"Kafka Bir Sosyalistti"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Kısa süre önce &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Franz Kafka: Boyun eğmeyen hayalperest&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; başlıklı yeni kitabını çıkaran günümüzün belli başlı Marksist fikir adamlarından Michael Löwy,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt; Franz Kafka&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'nın (1883-1924) yapıtının gerek ortaya konuşu, gerekse algılanışı bakımından önem taşıyan politik yönü üzerinde durduğu bir konuşma yaptı. Sözlerine Kafka'nın sosyalist olduğunu vurgulayarak başlayan Löwy, yazarın kültürel kökenlerinin etkisiyle gençliğinde Prag'da “Alman Öğrenciler Birliği”ne üye olmasına karşın, bu derneğin şovenizmini tamamen reddettiğini hatırlattı. Marx'tan tek bir satır okumayan ve dolayısıyla Marksist bir sosyalist olmayan Kafka, Löwy'ye göre zaman zaman anarşizme de göz kırpan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;özgürlükçü sosyalizm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;e büyük sempati duyuyordu. Franz Kafka'nın biyografisini yazanlar arasında çok az kişinin yazarın siyasi kimliğini tarihsel gerçekliğine sadık kalarak tanıttığını ve birçoğunun sosyalist eğilimlerini tamamen görmezden geldiğini belirten Löwy, Praglı yazarın siyasi eylemlerinin özellikle 1909-1912 yılları arasında yoğunlaştığını anlattı: “1909'da İspanya'da özgürlük savaşçısı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Francisco Ferrer&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'in suikaste uğramasıyla ilk anarşist sokak eylemlerine katılan Kafka, günlüğünde ve dostu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Gustav Janusch&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'la yaptığı konuşmalarda Rus teorisyen &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Pyotr Alekseyeviç&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Kropotkin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'e sürekli göndermede bulunmayı ihmal etmiyordu. Aktif bir militan olmayan Kafka, Prag'daki anarşist hareketin toplantılarına bu üç senelik dönemde sıklıkla katıldı”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;1920 dolaylarında çağdaşı birçok anarşist gibi 1917 İhtilali'ne yakın ilgi duyan Kafka'nın bu konuda metresi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Milena Jesenska&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'ya 1920'de yazdığı mektuptan örnekler veren Löwy, Çekoslovakyalı yazarın &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Bertrand Russel'&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;ın Bolşevik Devrimi'yle ilgili kaleme aldığı bir makalesini nasıl tartıştığını aktardı: “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Russel'ın makalesini okuyunca büyük heyecan duyan Kafka, İngiliz filozofun despotizm uyarısına katılmadığından bu bölümü sevgilisine yolladığı metinden makasladı. Kafka'nın konumu, Russel'ın Marksizm-Leninizme getirdiği iki temel eleştirinin tam tersindeydi. Devrimi tüm dünyaya yayma hedefi kozmopolit bir kimliğe sahip Kafka için biçilmiş kaftandı. Bunun yanı sıra, Russel'ın Marksizme akılcı değil, dini bir karakter atfetmesi, insan türünün daha adil bir dünya inşa etme çabasının ruhani bir mesele olduğunu söyleyen Kafka'nın işine geliyordu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Kafka'nın anarşizme yakın düşünce çizgisini edebi eserlerinde birebir bulmaya çalışmanın büyük bir hata olduğunu kaydeden Löwy, yazarın otorite karşıtı ruh halininin roman ve hikâyelerinde ön plana çıktığının altını çizdi. İki kez ayrıldığı nişanlısı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Felice Bauer&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'e yazdığı mektuplarda sonsuz bir bağımsızlık açlığı çektiğini ifade eden Kafka'nın çıkış noktası Löwy'ye göre babasına karşı giriştiği başkaldırı. Bu noktada Löwy, Kafka'nın “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Babaya Mektup&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;”ta işlediği aile içi tiranlıkla, bir zamanlar bir parçası olduğu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Franz Joseph etrafında kurulu ataerkil yapısı arasında bir bağ kurulabileceğine değindi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Siyasi kavramlarla değil, kurgusal durumlarla hareket eden Kafka'nın yarattığı karakterlerin gittikçe anonim ve birey-ötesi bir hal alan otoriteye maruz kaldıklarının üzerinde duran Löwy, dönüm noktasını oluşturan metin olarak “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Ceza Kolonisi&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;”ni gösterdi: “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Komutanına hakaret ettiği gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırılan bir askerin idamının konu edildiği bu öykü bir Fransız kolonisinde geçer. Anlatıcı adaya yeni gelen ve küçük bir toplantı olarak tertiplenen idam törenine davet edilen yolcudur. Kafka, cellat olarak tasarladığı makineyi uzun uzun tasvir eder (ki baş karakter de idam makinesinin ta kendisidir). Ölüme hazırlanan askerin sırtına makine mahkûmiyetinin bir dövme gibi kazır: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;üstlerini onurlandıracaksın&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;. Bu anlatı hakkında yapılması gereken tespitlerden ilki, Birinci Dünya Savaşı'nın üçüncü ayında (Ekim 1914'te) kaleme alındığıdır. İkinci Sanayi Devrimi'yle birlikte savaşın nasıl mekanikleştiğinin işlendiği bu metin, aynı zamanda sömürgeciliğin altın çağını yaşayacağı 20. yüzyılın başında kolonilerle ilgili radikal bir eleştiri taşıyan ender örneklerdendir. Anti-militarist olduğu konusunda fazla kuşku duyamayacağımız Kafka, 1916'da başlattığı imza kampanyasında sinir hastası gazilerin bakımı için psikiyatri hastanelerinin kurulmasını savunmuştu (sinirsel hastalıkların askeri dünyadaki makineleşmeden kaynaklandığını ima ediyordu). Babası tarafından bir böcek gibi görüldüğünden yakınan Kafka, Birinci Dünya Savaşı'yla birlikte bireylerüstü bürokratik, askeri, hiyerarşik iktidarın, insafsızlıkta babaerkil zorbalığın çok ötesinde olduğunu anladı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;“Kafkaesk Durum”&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;İkinci Dünya Savaşı'nın ardından “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;kafkaesk durum&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;” ifadesinin günlük kullanımda yer ettiğini belirten Löwy: “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Bu kavramı günümüzdeki Guantanamo hapishanesine kadar getirebiliriz&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;” dedi.  Kafka'dan önce sosyal ve siyasal bilimlerin her şeyi üst-yapıların, devletin gözünden araştırdıklarını ve otorite karşısındaki bireyle kesinlikle ilgilenmediklerini vurgulayan Löwy, eleştirmenlerin bu olguyu uzun süre gözden kaçırmalarına rağmen, Kafka okuyucularının kör ve kişilerüstü iktidar odakları karşısındaki mütevazı bireyin durumunu doğrudan yaşayan insanlar olarak son derece iyi anladıklarını söyledi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Kafka'nın külliyatının analizinde en doğru saptamaların Marksist düşünür ve yazarlara ait olduğunu savunan Löwy, sözlerini &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Theodor Adorno&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Bertolt Brecht&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; ve -Marksist olmayan- &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Michel Foucault&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; üzerinden sürdürdü: “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Adorno, Kafka ile sürrealistler (gerçeküstücüler) arasındaki benzerliği ve anlatılarının okuyucu üzerindeki etkisini, ilk sinema filmlerinde beyaz perdeden salondaki izleyicileri ezmek üzere çıkacakmış gibi duran lokomotif örneğiyle açıklar. Brecht, 1937'de modern Çekoslovakya edebiyatı üzerine yazdığı makalesinde, Kafka'nın totalitarizm -hem faşizm, hem de Stalinizm- konusunda müthiş bir öngörüye sahip olduğunda ısrarcıdır. Kafka'nın kehanetleri hakkındaki bu yaygın kanaate katılıyorum. Fakat, Kafka'nın öncelikle özgürlükçü bir sosyalist olduğu unutulmamalı. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Dava&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;'nın başında sabahın köründe polis tarafından yatağından kaldırılan Joseph K. anayasal ve adil bir devlette yaşadığına inanır, bir diktatörlükte falan değildir. Bu yüzden, Kafka'nın devleti sadece devlet olduğu için hedef aldığı söylenebilir ve bu okumayı herkes yapamasa da, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Dava&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;'da çok açık bir isyana teşvik vardır.  Tabii ki, Kafka'nın çizdiği bireyi ezen, insanı temel almayan bürokrasi tablosu, Çekoslovakları Sovyetler Birliği yönetimi konusunda bilinçlendirerek, 1968'in Prag Baharı'nın tetiklenmesinde dolaylı bir rol dahi oynamıştır. Öte yandan, Kafka'nın “&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;biyo-politika&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;” konusunda, siyasi iktidarın insan vücuduna nasıl yaklaştığını tahlil ederek Foucault'nun çalışma ve dersleriyle derinleştireceği sahada ilk adımı attığını düşünebiliriz&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Kafka'nın kapitalist sistem üzerine kurulu yönetim hakkındaki tespitlerinin, Sovyet bürokrasisiyle de örtüştüğünü görmeyi önemseyen Löwy, konuşmasını yazarın bireysel özgürlük hassasiyetinin yapıtındaki en belirleyici unsur olduğunu ileri sürerek bitirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&gt;&gt;Daha fazla bilgi ve geçmiş senelerin arşivleri için bkz: &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: times new roman;" href="http://semimarx.free.fr/"&gt;http://semimarx.free.fr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-family: times new roman;" href="http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=52263"&gt;http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=52263&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-8614435424944452255?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/8614435424944452255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=8614435424944452255&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8614435424944452255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8614435424944452255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/10/istisnorm-marx-21-yzylda-da-entelektel.html' title='İstisnorm: &apos;Marx 21. yüzyılda da entelektüel referans&apos;'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPsxWifSTNI/AAAAAAAAAIk/6m1XCfBG7tQ/s72-c/fk_passport.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-5360366407470769796</id><published>2008-10-16T13:10:00.004+03:00</published><updated>2008-10-16T13:40:01.161+03:00</updated><title type='text'>wordle.net</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPcZ59cza_I/AAAAAAAAAIc/CafH43ykySQ/s1600-h/cloud.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPcZ59cza_I/AAAAAAAAAIc/CafH43ykySQ/s400/cloud.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5257699573516954610" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-5360366407470769796?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/5360366407470769796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=5360366407470769796&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/5360366407470769796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/5360366407470769796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/10/wordlenet.html' title='wordle.net'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPcZ59cza_I/AAAAAAAAAIc/CafH43ykySQ/s72-c/cloud.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-2017467802654750766</id><published>2008-10-11T17:40:00.014+03:00</published><updated>2008-10-11T18:23:38.268+03:00</updated><title type='text'>İstisnai yayınlara devam: Pro Hieronymus, le commentaire rapide et introductif d'un extrait du "Domesday Book"</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPDCzB6GP-I/AAAAAAAAAIE/4LY6SA7Fpc4/s1600-h/fig13-BL-Add-MS-38116-f.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPDCzB6GP-I/AAAAAAAAAIE/4LY6SA7Fpc4/s400/fig13-BL-Add-MS-38116-f.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255914947082600418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div  style="text-align: left; font-weight: bold;font-family:courier new;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Extrait:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;LE &lt;span style="font-style: italic;"&gt;DOMESDAY BOOK &lt;/span&gt;(1086) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;I.&lt;/span&gt; Le roi envoya ses hommes à travers toute l’Angleterre, dans chaque comté ; ils devaient compter le nombre de&lt;span style="font-style: italic;"&gt; hides&lt;/span&gt; dans chaque comté, quelle quantité de terre ou de bétail le roi lui-même avait dans le pays, quelles redevances lui étaient dues annuellement dans le comté. Il fit aussi évaluer l’étendue de terres que possédaient ses archevêques, ses évêques, ses abbés, ses &lt;span style="font-style: italic;"&gt;earls&lt;/span&gt;, la quantité de terre ou de bétail possédée par quiconque occupait une terre dans le royaume, et leur valeur en argent. Cette enquête fut menée si rigoureusement que pas un seul &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hide&lt;/span&gt;, par un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yard&lt;/span&gt; de terre, par un bœuf, une vache ni un porc ne fut oublié ; il est honteux de le relater, mais il semble que le roi n’ait pas eu honte de le faire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;II.&lt;/span&gt; Lorsqu’à l’époque du roi Édouard un subside général était levé, chaque &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hide&lt;/span&gt; dans tout le Berkshire, versait trois deniers et une obole avant la Noël et autant à la Pentecôte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Si le roi envoyait une armée dans une région, quelle qu’elle soit, un seul guerrier y allait pour cinq &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hides &lt;/span&gt;et pour sa subsistance ou sa solde, chaque &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hide&lt;/span&gt; versait 4 sous pour deux mois. Ces deniers n’étaient pas remis au roi mais aux guerriers. Si quelqu’un était convoqué pour une expédition et n’y allait pas, toute sa terre était confisquée au profit du roi. Si quelqu’un se procurait un remplaçant pour rester et si ce remplaçant qui devait être envoyé restait aussi, le maître du remplaçant payait 50 sous.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lorsqu’un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;thegn&lt;/span&gt; ou un guerrier appartenant au roi mourait, il laissait comme relief au roi toutes ses armes, un cheval avec une selle et un cheval sans selle. S’il avait des chiens ou des faucons, ils étaient offerts au roi, qui les prenait s’il voulait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Si quelqu’un tuait un homme ayant la paix du roi, son corps et ses biens étaient confisqués au&lt;br /&gt;profit du roi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Si quelqu’un pénétrait la nuit par force dans une ville, il payait 100 sous au roi et non au &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sheriff&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Si quelqu’un était convoqué pour aider à la chasse du roi et n’y allait pas, il payait au roi une amende de 50 sous.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;III. La terre du comte de Mortain &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dans la centaine de Tring. Le comte de Mortain tient Berkhamsted. Estimé à 13 &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hides&lt;/span&gt;. Il y a de la terre pour 26 charrues. En domaine 6 &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hides&lt;/span&gt; avec 3 charrues ; il pourrait y en avoir 3 autres. Ici, un prêtre, 14 villeins et 15 bordiers ont 12 charrues. Il pourrait y en avoir 8 autres. Ici, 6 esclaves, un fossier qui a 1/2 &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hide&lt;/span&gt; et Renouf, serviteur du comte, qui a une vergée. Dans le bourg de cette agglomération, 52 bourgeois qui rendent 4 livres du tonlieu, ont 1/2 &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hide&lt;/span&gt; et deux moulins valant 20 shillings. Ici, deux arpents de vigne. Un pré pour 8 charrues. Des pâturages pour les bêtes de l’agglomération. Un bois de mille porcs et 5 shillings. Valeur totale de 16 livres. Quand il le reçut 20 livres. Au temps du roi Édouard 24 livres. Edmar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;thegn&lt;/span&gt; de l’&lt;span style="font-style: italic;"&gt;earl&lt;/span&gt; Harold, tenait ce manoir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renouf tient du comte Shenley. Estimé à un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hide&lt;/span&gt;. Il y a de la terre pour deux charrues. On en trouve une et il pourrait y en avoir une autre. Ici, deux bordiers. Des pâturages pour le troupeau. Un bois de 100 shillings. Valeur de 5 shillings. Quand il le reçut 3 livres. A l’époque du roi Édouard 4 livres. Deux &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sokemen&lt;/span&gt; tenaient cette terre : l’un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;housearl&lt;/span&gt; du roi Édouard et l’autre un homme de l’&lt;span style="font-style: italic;"&gt;earl&lt;/span&gt; Lewin. Ils pouvaient la vendre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Le comte lui-même tient Aldbury. Estimé à 10 &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hides&lt;/span&gt;. Il y a de la terre pour 7 charrues. En domaine, 6 &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hides&lt;/span&gt; et 3 charrues. 8 villeins, un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sokeman&lt;/span&gt; et un Français ont 4 charrues. Ici, un bordier et 4 esclaves. Des prés d’1/2 &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hide&lt;/span&gt;. Un bois de 500 porcs. Valeur totale de 110 shillings. Lorsqu’il le reçut, 8 livres et autant à l’époque du roi Édouard. Alwin, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;thegn&lt;/span&gt; du roi Édouard, tenait ce manoir.&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;Traduit du vieil-anglais. Provenance : &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Two of the Saxon Chronicles parallel with &lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;supplementary extracts of the others&lt;/span&gt;, éd. J. Earle et C. Plummer, 2 vol., Oxford, 1892-1898.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left; font-weight: bold;"&gt;Indications bibliographiques :&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;M. DE BOUÄRD, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Guillaume le Conquérant&lt;/span&gt;, Paris, Fayard, 1984.&lt;br /&gt;J.C. HOLT (dir.), &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Domesday Studies&lt;/span&gt;, Woodbridge, The Boydell Press, 1987.&lt;br /&gt;K. MORGAN, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Histoire de la Grande-Bretagne&lt;/span&gt;, Paris, A. Colin, 1985.&lt;br /&gt;C. PETIT-DUTAILLIS, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;La monarchie féodale en France et en Angleterre, Xe-XIIIe siècles&lt;/span&gt;, Paris, 1971.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPDDF-kg2PI/AAAAAAAAAIM/rGdhDhB0Rvk/s1600-h/DomesdayBook.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPDDF-kg2PI/AAAAAAAAAIM/rGdhDhB0Rvk/s400/DomesdayBook.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255915272604276978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:courier new;" &gt;Essai d'introduction: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Le &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Domesday Book&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; (le surnom “Le Livre du Jugement dernier” a été donné par des contemporains) est le résultat d’une enquête ordonnée par Guillaume le Conquérant en 1085 dans l’objectif de dresser l’état des ressources du Royaume d’Angleterre par l’intermédiaire du recensement de tous les domaines et leurs tenants. Les enregistrements effectués sous serment par des commissaires au cours de l’année 1086 ont composé le &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Domesday&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Son titre original est « &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Descriptio totius Angliæ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; », ce qui signifie qu’il s’agit de la description territoriale et de l’inventaire des revenus de la couronne d’Angleterre. Le &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Domesday&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; est une &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;descriptio&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;, un grand répertoire cadastral qui fait partie de la documentation fiscale et socio-économique, et constitue un acte de la pratique. Il est possible de parler de son caractère normatif dans la mesure où cet édifice colossal fixe les responsabilités fiscales de chaque propriétaire et/ou tenancier envers la couronne.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;L’extrait proposé de l’enquête, rédigé par un clerc normand en latin comme la totalité du &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Domesday&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;, s’ouvre par un préambule qui indique le résumé du contenu et des objectifs de l’acte ordonné par Guillaume, non sans critiquer l’aspiration panoptique du souverain. Ces considérations générales sont suivies d’une description du déroulement de la levée d’un subside général sous le règne du roi anglo-saxon Edouard le Confesseur (St. Edward the Confessor, 1042-1066). Dans cette deuxième partie de l’extrait, les relations des guerriers avec le prédécesseur de Guillaume sont détaillées ainsi que leurs devoirs. L’auteur explique comment les domaines militaire et de la sécurité étaient maintenus dans le cadre royal. En dernier lieu, l’inventaire des terres du comte de Mortain, vassal du roi, est donné. Les résultats de l’enquête menée sur les terres du comte de Mortain à Berkhamsted, à l’Est d’Oxford, indiquent le nombre des unités imposables, la valeur des revenus de chacune avec leurs moyens et capacités d’exploitation, les noms des tenanciers actuels et des détenteurs d’avant l’invasion normande.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Le commentaire de ce document peut s’organiser autour de l’affirmation selon laquelle, en dépit des transformations engendrées par l’invasion normande, le règne de Guillaume et plus précisément la rédaction, l’entreprise et le contenu du &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Domesday&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt; se situent dans une continuité, et non pas dans une rupture profonde et brutale avec l’administration anglo-saxonne. Nous pouvons nous poser la question : « dans quelle mesure ce document incarne ou illustre ce que Jean-Philippe Genet appelle « la deuxième conquête normande » (celle de l’administration) ? ».&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-2017467802654750766?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/2017467802654750766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=2017467802654750766&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2017467802654750766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2017467802654750766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/10/istisnai-yaynlara-devam-pro-hieronymus.html' title='İstisnai yayınlara devam: Pro Hieronymus, le commentaire rapide et introductif d&apos;un extrait du &quot;Domesday Book&quot;'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SPDCzB6GP-I/AAAAAAAAAIE/4LY6SA7Fpc4/s72-c/fig13-BL-Add-MS-38116-f.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-2931156105409012966</id><published>2008-10-06T23:08:00.015+03:00</published><updated>2008-10-10T02:01:49.571+03:00</updated><title type='text'>İstisnai Blôg-u Gökşün yayını - Olli Rehn: 'Türkiye laiklik ve demokrasiyi aynı anda savunursa sonuç alır'</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SOp5lJYgdyI/AAAAAAAAAHs/IYuY6VBr3lI/s1600-h/Commissioner_Olli_Rehn_01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SOp5lJYgdyI/AAAAAAAAAHs/IYuY6VBr3lI/s400/Commissioner_Olli_Rehn_01.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254145594361935650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; font-weight: normal;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;[Ses&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; font-weight: normal;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;online]&lt;/b&gt; PARİS / ÖZEL-&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu temsilcisi &lt;b&gt;Olli Rehn&lt;/b&gt;, önceki gün (3 Ekim) Paris'te &lt;b&gt;"Ecole Normale Supérieure"&lt;/b&gt;de &lt;b&gt;(*)&lt;/b&gt;  &lt;b&gt;“2009: Batılı Balkanlar'ın Yılı”&lt;/b&gt; başlıklı bir konferans verdi. &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;[Paris'ten, &lt;b&gt;Hayri Gökşin Özkoray&lt;/b&gt;'ın özel  haberi...]&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;AB'nin genişleme ajandasının Aralık 2006'da toplanan AB Konseyi'nde açıklığa kavuşturulduğunu ve düzenli bir rotaya oturtulduğunu belirten Rehn, genişleme politikasının en başta verilen sözlerin tutulmasına (&lt;b&gt;“&lt;span style="font-style: italic;"&gt;pacta sunt servanda&lt;/span&gt;”&lt;/b&gt; ilkesi) dayandığı üzerinde durdu.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Olli Rehn&lt;/b&gt;, Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin resmen başladığı 3 Ekim 2005'ten bu yana tam üç yıl geçtiğini hatırlatarak, üyelik hedefinin Avrupa'nın güvenliğinini doğrudan ilgilendiren bir konu olmakla birlikte, medeniyetler arası diyalog için de hayati önemi bulunduğunu kaydetti. Müzakerelerde kendiliğinden ilerleyen bir mekanizma olmadığını söyleyen &lt;b&gt;Rehn&lt;/b&gt;, üyeliğin ancak tüm kriterler yerine getirildikten sonra gerçekleşeceğinin altını çizerek, bu süreçte &lt;b&gt;“çabukluk değil, kalite önemli”&lt;/b&gt; dedi.&lt;br /&gt;Sözlerini,“genişleme politikamızın diğer temeli iletişimdir” şeklinde sürdüren Finlandiyalı AB temsilcisi, aday ülkeler gibi, üye ülke yurttaşlarının da destek ve onayının gerekliliğinden söz etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sesonline.net&lt;/b&gt; için &lt;b&gt;Rehn&lt;/b&gt;'e yönelttiğim  &lt;b&gt;&lt;i&gt;“AKP'nin üyelik müzakerelerinde kararlı ve samimi olduğunu düşünuyor musunuz? Yoksa sizce AKP, AB sürecini TSK'ya karşı direnebilmek adına bir dayanak noktası olarak mı görüyor?”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; şeklindeki soruma &lt;b&gt;Rehn&lt;/b&gt;; "üyelik müzakerelerinde Türkiye'nin hem laikliği, hem de demokrasiyi aynı anda savunarak sonuç alabileceği" yanıtını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Rehn&lt;/b&gt;, konuşmasının devamında AB'nin Türkiye ve diğer aday ülkelere verdiği kurumsal taahhütlere değinerek, 27 üye ülke siyasetçilerini sorumluluğa davet etti. Türkiye'nin 1963'ten beri adaylık hedefinin olduğunu, 1995'te Gümrük Birliği'ne girdiğini ve 1999'da aday ilan edildiğini hatırlatan Rehn, &lt;b&gt;“imtiyazlı ortaklığın”&lt;/b&gt; zaten &lt;span style="font-style: italic;"&gt;de facto&lt;/span&gt; mevcut olduğunu, bu yüzden Türkiye'nin 'tam üyelik' dışında hiçbir öneriyi kabul etmeyeceğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir soru üzerine &lt;b&gt;“Akdeniz Birliği”&lt;/b&gt; projesinin tam üyelik hedefine herhangi bir alternatif oluşturmadığını ifade eden Olli Rehn, 5 Kasım'da AB Komisyonu tarafından açıklanacak “2008 Genişleme Paketi”nde üyelik yolundaki tüm ilerlemelerin ayrıntılı olarak ele alınacağını duyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;TÜRKİYE'NİN ARABULUCULUĞU&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olli Rehn, Türkiye'nin stratejik önemi hakkında ise, gerek diplomatik faaliyetleriyle, gerekse çoğunluğu müslüman olan bir toplumda yarattığı 'laik demokrasi' modeliyle bölgesel olarak birinci derecede bir aktör olduğunu söyledi. İsrail-Filistin ve İsrail-Suriye çatışmalarındaki arabuluculuğun yanı sıra, Kafkasya'daki dengelerde &lt;b&gt;Ermenistan'la ilişkilerin&lt;/b&gt; normalleşmesi için atılan adımların Türkiye'nin kendi coğrafyası ve AB için merkezi rolünü gösterdiğini dile getirdi. Komisyon'un genişlemeden sorumlu yetkilisi Türkiye'yle ilgili sözlerine şöyle devam etti:&lt;br /&gt;“Uluslararası barış misyonlarına katılımı, terör, uyuşturucu ticareti, insan ve silah kaçakçılığıyla mücadeledeki işbirliğiyle &lt;b&gt;Türkiye&lt;/b&gt;, AB'ye vatandaşlarının emniyeti için çok etkin bir yardım sağlıyor. Öte yandan, ülkenin ekonomik büyüme hızı çok etkileyici ve makro-ekonomik düzlemde son beş yılda sağlanan istikrar, üyelik hedefine çok şey borçlu. Türkiye, şirketlerimiz için kayda değer bir pazar teşkil ediyor. Fransız kamuoyunda gündeme gelen tartışmalarda hiç sözü edilmese de, &lt;b&gt;Fransa&lt;/b&gt;, Türkiye'deki ikinci büyük yatırımcı ülke. Avrupa'nın enerji güvenliği ve çeşitliliği açısından da Türkiye çok kilit bir rol oynayacak konumda. Türkiye son iki yıldaki ikinci büyük siyasi krizini atlattı. Burada AB üyeliği perspektifinin hiçbir etkisinin olmadığını söyleyemeyiz. Türkiye'de artık laiklerle müslüman demokratların bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;modus vivendi&lt;/span&gt;'ye [uzlaşmaya] varmalarının vakti geldi. Eğer Türkiye AB'ye üye olmak istiyorsa, &lt;b&gt;yeni kurulacak açık toplumda&lt;/b&gt; bu iki kamp arasındaki denge unsurlarının ve bir arada yaşama yollarının bulunması şart”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-227ced57a389d5a8" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v10.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D227ced57a389d5a8%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330044201%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D84CFF01C108F539EE0DE4CB37305887766201CE7.3EA5407F14508A9ADC86D651AE9AFFA66DF063B%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D227ced57a389d5a8%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DWD0HLIHncR6JBzWBQ6qfzUOGGas&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v10.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D227ced57a389d5a8%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330044201%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D84CFF01C108F539EE0DE4CB37305887766201CE7.3EA5407F14508A9ADC86D651AE9AFFA66DF063B%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D227ced57a389d5a8%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DWD0HLIHncR6JBzWBQ6qfzUOGGas&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;“SIRBİSTAN ADAY OLABİLİR”&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genişlemenin Batı Balkanlar kanadıyla ilgili olarak, Sırbistan'ın, Ratko Mladiç'i Lahey'e teslim etmesi ve gerekli reformları yapması halinde 2009'da aday statüsünü alabileceğini duyurdu. Bölgede yılın en büyük olayının Kosova'nın 17 Şubat'taki bağımsızlık ilanı olduğunu söyleyen Rehn, AB'nin Kosova'nın siyasi ve ekonomik istikrarı için gereken tüm çabayı sarf ettiğini belirterek, AB Komisyonu yardımcı başkanı &lt;b&gt;Jacques Barrot&lt;/b&gt;'nun Balkanlar'ın entegrasyonu adına vize uygulamasında 2009'dan itibaren serbestleşmeye gidilebileceğine dair sözlerini aktardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olli Rehn konuşmasının sonunda filozof &lt;b&gt;Raymond Aron&lt;/b&gt;'dan &lt;b&gt;“Evrensel tarihin gelecekte dramatik olmayacağını söylemek için elimizde hiçbir veri yok”&lt;/b&gt; cümlesini alıntılayarak, yirminci yüzyıldan bu yana Avrupa'nın en barışçıl dönemini yaşamakla birlikte, tarihin sonunda olmadığımızı ve bu yüzden genişleme listesindeki ülkelerde toplumsal ilerleme, demokratikleşme ve barış için daha çok çalışılması gerektiğine inandığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;(*)&lt;/b&gt;  Sosyal bilimler, edebiyat ve fen alanında Fransa'nın elit okulu. "Normale Supérieure" ifadesi öğrencilerin üstün zekâlı olduklarını ima ediyor. Bugüne dek bildiğim kadarıyla T.C. vatandaşı hiçbir mezunu olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=52171"&gt;http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=52171&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-2931156105409012966?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=227ced57a389d5a8&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=31247d4d758c31c5&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/2931156105409012966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=2931156105409012966&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2931156105409012966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2931156105409012966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/10/istisnai-blg-u-gkn-yayn-olli-rehn.html' title='İstisnai Blôg-u Gökşün yayını - Olli Rehn: &apos;Türkiye laiklik ve demokrasiyi aynı anda savunursa sonuç alır&apos;'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SOp5lJYgdyI/AAAAAAAAAHs/IYuY6VBr3lI/s72-c/Commissioner_Olli_Rehn_01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-4337401707623172949</id><published>2008-09-11T01:09:00.007+03:00</published><updated>2008-11-06T06:18:16.207+02:00</updated><title type='text'>Nerede o eski tutsaklar? (Parlakgenç yönetmenler için senaryo denemesi)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SMhFw81Q_6I/AAAAAAAAAHU/9brupXEOZq8/s1600-h/975870429-X.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SMhFw81Q_6I/AAAAAAAAAHU/9brupXEOZq8/s400/975870429-X.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244518473338519458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Küreğe mahkûm edilerek yaşamına İstanbul'da tutsak olarak devam eden bir Avrupalı düşünelim. Kışın tersanede yaşaması gerektiğinden, sağdan soldan aldığı sadaka dışında kendine ek gelir sağlamak için koyun yünü kırparak ördüğü çorapları muhafızların himayesinde şehir içinde satışa çıkıyor. Gezdiği evlerde özellikle Avrupalı elçi ve seçkinlerin oturmasına dikkat ediyor, çünkü yüksek tutardaki fidyesini ödeyebilecek birileriyle tanışması muhtemel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oryantalist bir filmde  İtalyanca, Almanca veya Latince edilen birkaç söz sonrasında ve biraz da kaş-göz işaretinin ardından, işbirlikçi ev sahibi ve iri yarı adamları, oldukça korkutucu görünen yeniçeriyi pataküte vuruşarak yere sererler. Başkentinde bulundukları devletin egemenliğini tanımak gibi bir dertleri zaten olamaz, ortada ulus-devlet diye birşey yok ki (sanırım ulus-devlet de en çok gardiyanları pataklamak isteyen yabancıları caydırma konusunda işe yaramaktadır). Hem karşılarındaki de kötü ve pis bir Doğulu değil mi, elbette biraz dayak yemesi gerekiyor. "Bizim tebaamızı esaret altına alma hakkını kendinde nasıl görürmüş, gel düş önümüze, yeni tutsak sensin!  Hah, şöyle!".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, yazıyı hâlâ okuyan birileri varsa, aralarında strese girip, sıkıntıdan sinirlenmeye başlayanlar olabilir. Bu noktada yine klişe, ama bu sefer bir Türk filmi senaryosunun devreye girebileceğini müjdelemekte, hattâ muştulamakta fayda var. Henüz tutsak edilen Türk yiğidi, tepesi atınca zincirlerini kırar ve kalan pranga parçalarıyla etrafında ne görürse bir güzel benzetir, boğazlar, varsa da güzel kızı alarak kaçar. Kendi kültürel ve dini konumu açısından bir kâfir tarafından kaçırılan kız -meselâ bir prenses- ise yeni duruma çok çabuk adapte olarak, önceleri "beni kurtaracak Malta şövalyelerinin seni ne tür işkencelerden geçireceklerini hayal bile edemezsin" derken, bir anda gösterdiği tutum değişikliği ve davranış bozukluğuyla fidyecisine âşık olur (bu Stockholm sendromunda da ne varsa!), haçlı kahramanları gelince de onları kışkışlamakta bir an bile tereddüt etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En baştaki soyut ve azbuçuk da teorik tutsağımıza geri dönmek gerekirse. Yeteri kadar şansı varsa, bir şekilde yakınlık kurduğu nüfuz, yetki ve para sahibi bir seçkine fidyesini ödeterek hizmetine girecektir. Tutsağımız eğitimli ve üst tabakalara mensup biriyse, bu muhtaç olduğu tarafta uyandıracağı empati açısından önemlidir. Mutlu sonla biten hikâyesi muhakkak yazılı bir iz bırakacaktır. Şayet eğitimsizse, hem ülkesinin elçilerini veya seçkin dindaşlarını yanına çekmekte zorlanacak (hele de herhangi bir cürüm işlemişse), hem de kurtulduğu takdirde bizi bundan haberdar edebilecek bir kalıntı bırakamayacaktır. Kendi imkânlarıyla kaçanlarınsa, Akdeniz'de boğulmakta ya da korsan eline düşmekte hiç güçlük çekmeyeceklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavsiye edilen okuma: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Osmanlıda Bir Köle, Brettenli Michael Heberer'in Anıları (1585-1588)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;, çev. Türkis Noyan (Suraiya Faroqhi'nin önsözüyle), İstanbul, Kitap Yayınevi, "Sahaf'tan Seçmeler Dizisi", 2003, 336 shf.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-4337401707623172949?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/4337401707623172949/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=4337401707623172949&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/4337401707623172949'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/4337401707623172949'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/09/nerede-o-eski-tutsaklar-parlakgen.html' title='Nerede o eski tutsaklar? (Parlakgenç yönetmenler için senaryo denemesi)'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SMhFw81Q_6I/AAAAAAAAAHU/9brupXEOZq8/s72-c/975870429-X.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-6543475418633478937</id><published>2008-09-10T11:09:00.007+03:00</published><updated>2008-11-06T06:05:17.219+02:00</updated><title type='text'>Son cankurbansal intihar mektubunun sonu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SMfy8IAc60I/AAAAAAAAAHM/2F3hw7kDgCk/s1600-h/gpc_work_large_6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SMfy8IAc60I/AAAAAAAAAHM/2F3hw7kDgCk/s400/gpc_work_large_6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244427405851683650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Francis Bacon, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Three Studies for a Crucifixion&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;, 1962.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Evvel zaman içinde, ana rahmine düşmeden, loğusa şerbeti içilen bir evde onun hayalini kurmuşlardı. İlerleyen aylarda şişik karnın başında nöbet şekeriyle beklemeye başladılar. Doğan çocuğun adı Hakkı Yetmez kondu. Otarsiye meraklı bir insan olacağını ne bilsinlerdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Hakkı, &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: times new roman;" href="http://gozkoray.blogspot.com/2008/07/bir-ikolata-kurgusu.html"&gt;Niglia Nafutis&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'i dolandıran İsviçreli tatlıcı Joseph Schleiermacher-Walterfleischer'ın torunu olmaktan dolayı büyük sıkıntı çekti. Gittiği her çikolatacıda bu olgu başına kakılmasa da, o büyük büyük dedesinden bahsederek kendini zor duruma düşürmeyi başarıyordu.&lt;br /&gt;J. Schleiermacher-Walterfleischer, İstanbul ziyaretinde keşfettiği Niglia Nafutis Çikolata İmparatorluğu'ndan çaldığı tariflerle Avrupa'da nam salmıştı. İyi burnu sayesinde aldığı her çikolata numunesinin muhteviyatını ayrıştırabilmişti. O dönemde yaratımının tescil veya patentini alması mümkün olmayan Niglia Hanım da nasıl tepki göstereceğini pek bilememişti*. Yıllar sonra yeni bir çıkış yakalaması gerektiğini anlayan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;J. S.-W., İstanbul'a geri dönerek Niglia'yla evlenme planları yapmaya koyulmuştu. Sakin ve soğuk bir intikamı yeğ tutan Niglia, Walterfleischer'in, olanbitenden haberdar ettiği ailesiyle görüşmesine izin vermişti. Protestanlığa yeni geçiş yapan Joseph'in, ismini Yusuf olarak değiştirerek Ortodoksluğu benimsemesi şart koşulmuştu. Tüm bunları yerine getiren Joseph'e Niglia'nın verilmemesinin başlıca nedeni olarak gereken parayı denkleştirememesi değil, Türkçe veya Rumca konuşurken r'leri yuvarlamaktan aciz oluşu gösterildi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Hakkı, Charles Howard Hinton'ın 4. boyutuna ulaşamadığı için kendini asla affetmedi. Eylemlerinin kuramlardan yeterince etkilenmediğini görmek gerçekten de kahrediciydi. Buna karşın, eylemlerine uygun kuramlar üretmek için de kendini yeteri kadar becerikli bulmuyordu. Hissi kablel vukuya verdiği önemi, biraz da bilimsel temele sahip hipotezlerle dengelemeliydi. Bağımlılık yapmaya başlayan içgörü seanslarında öznesine dair edindiği bilgilerin insanlığı ilgilendiren bilişsel bir akıntının kollarından birini oluşturması pek olası değildi. İnsanlığın sahip olduğu bilişsel yetilerin ve tüm bilimsel bilgi birikimi bloklarını dengeleyen dördüncü boyutun dev ırmağının etrafında entelektüel güzellik peşinde koşarken, elinden gelen tek şeyin sarp vadilerdeki dikenli bitkileri poposuna batırmak olduğunu fark etmekte gecikmedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Artık gölgesi de yazdıklarında ona eşlik ediyordu. İzninden dinlenmiş olarak döndüğü belliydi. Gölgesinin varlığı sayesinde, Hakkı Francis Bacon gibi kendisini taklit ederek, kendi yapıtının &lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/12/evliya-elebi-haskyde-ya-da-bir-pasti.html"&gt;pastiş&lt;/a&gt;lerini yapan bir sanatçı olduğunu sanmaya başlamıştı. En azından ortaya &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;orijinal taklitler &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;çıkıyordu. Prusya mavisine bulandığı kâbuslarında kendisiyle alay edebildiğini söyleyerek gülünç duruma düşüyordu. Zaten bu işi de başkalarının yanında kendisiyle dalga geçilmemesi için dizginliyordu. Bu durum da aslında ne kadar kompleksli olduğunu göstermekteydi. Yine de hiçbir şey &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: times new roman;" href="http://francis-bacon.cx/crucifixions/crucifixion_33.jpg"&gt;1933 Çarmıhı&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'na gerilmesini gerektirmezdi. Nitekim böyle birşey de zaten vuku bulmadı. Çarmıhın yaptığı çağrışımla acısız, hattâ keyifli bir ölüm için dondurulmayı düşündü, fakat buna feci biçimde üşendi. Poe'nun "&lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: times new roman;" href="http://classiclit.about.com/library/bl-etexts/eapoe/bl-eapoe-facts.htm"&gt;M. Valdemar Olayı&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;"ndaki gibi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;articulo mortis&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;'te (ölüm anında) manyetize edilebilme ihtimalleri üzerine biraz hayal kurdu, fakat böyle bir deneyi gerçekleştirmeye gönüllü ve yeterli donanıma sahip hiçbir tanıdığı yoktu. Ölüm döşeğindeyken uyuduğunu ve sancısının olmadığını başına toplanan insanlara söyleyebilmeyi isterdi. Önemli olan bu tür bir deneyde M. Valdemar'a oranla potansiyel olarak yaşayabileceği fenomenolojik özgünlük ve eşsizlikti, herhangi bir tıpkıbasım beklememekle birlikte, bundan da kesinlikle rahatsız olmazdı. Kendini ne ölçüde gözlemleyebileceğiyse şimdilik gizemini koruyordu. Manyetizmanın etkisinde, ölmeden önce sorulan soruya, ölümünden birkaç dakika sonra, ölü olduğu şeklinde cevap verme senaryosu şüphesiz cezbediciydi Hakkı için; ama, yatağını çevreleyenleri düşürdüğü dehşetin boyutlarının ayırtına varamadıktan sonra, bu da en az toz almak ya da gaz faturası ödemek kadar anlamsız bir işti. Yine de, ölü bedeni aylar boyunca taze tutabilecek manyetik güçlerin sona ermesiyle birlikte, haftalar alacak çürümenin birkaç saniyeye sığabileceği düşüncesi Hakkı'ya heyecan veriyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Bir gün, yanından geçen otobüste önde oturan bir kadından çok etkilenmişti. Yüzü görünmüyordu, ama kendisini güzel bulmamanın imkânsız olduğunu hemen  anlamıştı.  Kırmızı  ve kolsuz  üstünden çıkan mermerimsi omzunu cama dayayarak  istemeden  yapıştırıvermişti.  Yayayken  lânet  okuduğu  dörtdakikayirmiyedisaniyelikkırmızıışıklara  ilk kez minnettar  kaldı.  Cama  yapışan  muhteşem omzu  seyre dalan tek insanoğlu olduğundan çok emindi.  Aynı  sahneyi  bir  daha görmeden kendini öldürmeyeceğine yemin etti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Yemin etme işini çok ciddiye aldığı söylenemezdi, daha önce neleri çiğnediğini anımsadı. Kayıp omzun peşinde geçirilen haftaların ardından, bu omuz arayışını kendini öldürmemek için bir bahane olarak öne sürerek bilincine ve algısına alçakça bir oyun oynadığını düşünmeye başladı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Hakkı bir gün o kadınla tanıştı ve öldü. Belli ki, buluştuklarında tek yaptıkları kahve içmek değildi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------&lt;br /&gt;* Kaynak: Halit Agop Dimitriyu-Rozanes, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Beyoğlu Çikolatasının Uzun Tarihi&lt;/span&gt;, Türkiye Çikolata Araştırmaları Enstitüsü (TÇAE), 1992, 694 shf.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-6543475418633478937?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/6543475418633478937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=6543475418633478937&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/6543475418633478937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/6543475418633478937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/08/son-cankurbansal-intihar-mektubunun.html' title='Son cankurbansal intihar mektubunun sonu'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SMfy8IAc60I/AAAAAAAAAHM/2F3hw7kDgCk/s72-c/gpc_work_large_6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-2556428023989824976</id><published>2008-09-09T20:22:00.031+03:00</published><updated>2008-09-27T00:57:05.421+03:00</updated><title type='text'>Müze mi dediniz?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SMbTfAVdqnI/AAAAAAAAAHE/mfWD9o9eZJ8/s1600-h/British_Museum.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SMbTfAVdqnI/AAAAAAAAAHE/mfWD9o9eZJ8/s320/British_Museum.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244111345738951282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Biraz köşe yazarı, biraz da Feyza Hepçilingirler tipi Türkçe öğretmeni hüviyetine bürünerek günümüzde "müze" sözcük, kavram ve şeyinin farklı alan ve anlamlardaki kullanımlarına üç faal fail örneğiyle değinmek istiyorum:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;1) &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;" class="Apple-style-span"&gt;Türkiye'deki tek Ermeni belediye ba&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;" class="Apple-style-span"&gt;kan&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;" class="Apple-style-span"&gt;na sahip ve kalan son gerçek Ermeni köyü olan Vak&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;" class="Apple-style-span"&gt;fl&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;" class="Apple-style-span"&gt;'y&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;" class="Apple-style-span"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;İ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;" class="Apple-style-span"&gt;stanbul Ermenileri için bir müze olarak addeden Etyen Mahçupyan.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Vakıflı'nın yeniden inşası mümkün olmayan bir geçmişe ait olduğunu düşünüyor olabilir Mahçupyan. Burada kendisini Antakya'da açık hava müzesi gören İstanbul Ermenilerinin yan&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;nda konumlandırıp konumlandırmadığı ise pek belli değil. Tarihi ve kültürel mirası koruyarak gelecek kuşaklara aktarma, belli bir misyonun izinde bu müze işini yürütme hedefleri ön plana çıkıyor olabilir; fakat, bir köyü müze olarak görmek de bir bakıma kolonici devletlerin evrensel sergilerini ve metropollere getirdikleri egzotik insanları çağrıştırıyor. Bu durum "zorlama ve varolmayan entelektüel şema ve kalıplara oturtulan ve sadece görünürde insani temele oturan müzeler" kategorisine girmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="font-family:times new roman;"&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;2) &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;Masumiyeti sergileme çabas&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;na girerek en kötü kitab&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;n&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt; yazan Orhan Pamuk.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; Kitapta sözü geçen tüm eşyayı somutlaştıracak bir müze kurma çabası en başta ilginç gözüktü bana, ama anlatıcı Kemal Basmacı'nın iki sayfada bir "bunları da sergiliyorum" deyişinden usanmayacak insan tanımıyorum (zaten tanımadıklarım da çoktan bıkmışlardır). Kaldı ki sergilenen tüm ıvır zıvır da (&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:130%;"&gt;hayatımın en mutlu anının küpesi, girişken işadamı arkadaşımın çıkardığı ilk meyveli Türk gazozunun şişesi ve reklamında oynayan Alman manken Inge'nin posteri, babamın o akşamki konuşmamızda giydiği pijaman&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:130%;"&gt;n yakalığı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;, vs. vs.) kanımca, Orhan Pamuk'un ilk gençliği ve üniversite hayatı üzerinde önemli etkilere sahip ve kayda değer sayıda anıya meydan vermiş, Harbiye Karakolu'nun karşısındaki Alaaddin'in dükkânını yarı-bilinçli olarak kendi yaşanmışlıkları ve imgeleminin izdüşümünde yeniden yaratma çabasının bir sonucu. Yani altı yüz sayfalık bir romanın arkasına sığınan bir tür edebi çıfıt çarşısı söz konusu. Kitabın en gereksiz detaylarını ezberleyen tuhaf okuyucular dışında kime ne ifade edeceği meçhul olan müzenin 2010'da açılacak olması bir yana, romanın sonlarına doğru bulunan müzeye giriş bileti, kapıdaki görevlinin damgayı taşırarak vurarkenki yüz ifadesi düşünüldüğü takdirde en iyi ihtimalle gülümsetebilir. Böyle bir şeye "müze" deme cesareti ayrıca tebrik edilmeli. Bunun dışında model olarak Alaaddin'in dükkânının esas alınışıysa esef verici. Alaaddin denen adamın cimriliğini falan soyutlamaya çalışalım; Nobelli yazarımızın zannımca en büyük eseri &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:130%;"&gt;Kara Kitap&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;'ta en az dört kez bahsi geçen "Alaaddin'den alınan yeşil tükenmez kalemler"den Alaaddin Bey'in bihaber oluşu, başlı başına yeterince utanç vericidir. Bugün Alaaddin'in yerine gidip yeşil tükenmez kalem isteyin, bulamazsınız; ki zamanında bunun yazılı olduğu sayfaları yaprak yaprak, hattâ çar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;af ça&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;r&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;af bireysel pazar yerinin önündeki ağaçların gövdelerine asarak teşhir etmiştir. Orhan Pamuk'un bu son yaratımına kısaca "subuklama müze" diyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;3) &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;Eski ibadet yerlerinin (gayrimüslimlere ait) restorasyonunu üstlendikten sonra, mekânlar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt; sadece dini yönünden ar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;nd&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;rma yan&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;lg&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;s&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;na saplanmak ve "kilise" gibi kelimeleri zikretmemek için "müze" tabelalar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt; asmaya pek merakl&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-weight: bold;font-size:130%;"&gt; Türk devleti. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aya Sofya &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;« Müzesi »'nde dua etmenin resmen yasak oluşunu veya Van'daki Ahtamar'ın aslına uygun olarak tepesine dikilecek haçın ve kulesine konacak çanın zorunluluktan İstanbul/Nişanca'daki Patrikhane binasının rutubetli yeraltı dehlizlerine yollanışını bu bağlamda hatırlayabiliriz. Bu T.C. icadına "özgürlük kısıtlayıcı ve yoksayıcı türden palavra müze" dendiği görülmüştür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Son olarak&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:130%;"&gt;, ilham perileri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Musa&lt;/span&gt;lardan (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Μουσαι&lt;/span&gt;) gelen "müze"nin&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-style: italic;font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:130%;"&gt;(&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-style: italic;font-size:130%;"&gt;μουσειον&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:130%;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-style: italic;font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;bu kadar çarpıtılarak değişik yönlere çekilmesi, geniş görünen muhayyilenin ve faydacılık namına kolaya kaçışın nelere kadir olduğunu gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-2556428023989824976?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/2556428023989824976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=2556428023989824976&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2556428023989824976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2556428023989824976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/09/mze-mi-dediniz.html' title='Müze mi dediniz?'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SMbTfAVdqnI/AAAAAAAAAHE/mfWD9o9eZJ8/s72-c/British_Museum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-541419458477012186</id><published>2008-08-22T15:26:00.005+03:00</published><updated>2008-11-06T05:56:51.045+02:00</updated><title type='text'>Son Cankurbansal intihar mektubunun ilk bölümü</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Zaman ve mekân içindeki sınırlılığınızı sona erdirmek için köktenci ve geri dönüşü olmayan bir yola başvurdunuz. Başka bir boyutta benzer hatlarda veya farklı biçimde tecelli eden sınırlılığın yokluğuna ilişkin hiçbir güvenceniz yoktu oysa.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Kendi yaşama sevincinizi yabana atma işini kotarmıştınız belki, ama yakınlarınıza çektirdiğiniz acılardan dolayı duyduğunuz vicdan azabını baltalamayı başaramadınız.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Yazılarınızda Breton'un Descartesçı akılcılığa karşı Hegel diyalektiği veçhesinden oturtmaya çalıştığı aklın göreceli eleştirisini doğrunun bilimin sınırlı nesnelliği dışında da araştırılabilmesi adına savundunuz. Niyetiniz aklı görece değil salt bir eleştirimden geçiren yarı-aydınlardan sıyrılmaktı. Tüm bunlara karşın, tinselliğinizin azgelişmişliğinden kurtulma iddianızı kaybettiniz; bunun bedelini bağnaz rasyonalizminizin (!) sizde oluşturduğu sakat kalmış yaratıcılığınızla ödediniz.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;İçgörü seanslarıyla kendinizi ve onları daha iyi tanıma uğraşını derinleştirmekten korktunuz; zaman ve mekân sezgilerini yitirmiş, gerçekliği hayal dünyasından ayırt edemeyen, sanrılarının akıntısında boğulan ruh hastaları haline gelme endişeniz ağır bastı. Varolmayanı ya da olmaması gerekeni içselleştirmenin önceden kestirilemeyecek sonuçlarını kucaklamayı bilemediniz. Burada anlamadığınız şey bilinçdışında kalanların da hümanizma adına içselleştirilenler arasında yer aldığıydı.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Bunların dışında maddi dünyayı yeniden inşa etmek üzere yıkarken yararlandığınız septik tutumunuz üzerinde sahip olamadığınız hakimiyet sizi çökerttiğiniz yapıların harabeleri altında bıraktı. Toz, kül ve talaşa bulanınca daha net görebildiğinizi, gömlek temizliği kontrastı üzerinden farklı dünya görüşlerini anlayabildiğinizi sandınız; fakat bu dönemde en iyi yaptığınız şey Jankélévitch'in felsefeyi tanımlarken bahsettiği "şu küçücük bilmemne" ya da "neredeyse bir hiç" hakkında günde birkaç saat konuşmaktan öteye gidemedi. İşin kötüsü, bu vaziyetinize pek gurur duyduğunuz alaycılığınızla yaklaşmayı aklınızdan bile geçirmediniz. Kara mizahın yıktığı alay edilenle alay edenin yekpare bir bütün oluşturmaları ara sıra görülen bir olgu olmakla birlikte, her seferinde iki farklı süreç ve yöntem ugulama ve izleğini de kesinlikle gerektirmeyebilir (bkz. özalay durumu). &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;Hayatınız boyunca yazdıklarınızı, bir gün keşfedilerek basılacaklarını bilerek, kendi sonluluğunuz ve bireyinizin ötesinde var olmaya devam etmemek için, başka bir deyişle mutlak ölüm arayışına girerek yaktınız. Daha önce de belirttiğim gibi, geçeceğiniz boyutta herhangi bir yaşam formuna girip girmeyeceğinize dair hiçbir bilgi ve fikriniz yok. Bu barbarlığınıza karşın, sizi tek bir husustan dolay&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt; kutlayabilirim: Ölümünden sonra tüm taslak ve elyazmalarının yok edilmesini vasiyet ederken, bunun tam tersinin yapılacağının yarı-bilinçli farkındalığında olan veya bunu sinsice arzulayan yazarlara göre kendinizi kalburüstü bir pozisyonda konumlandırdınız.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-541419458477012186?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/541419458477012186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=541419458477012186&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/541419458477012186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/541419458477012186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/08/son-cankurbansal-intihar-mektubunun-ilk.html' title='Son Cankurbansal intihar mektubunun ilk bölümü'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-8274235786623438160</id><published>2008-08-19T14:24:00.004+03:00</published><updated>2008-08-19T14:32:30.805+03:00</updated><title type='text'>Calvino'ya selâm</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SKquQXy3QNI/AAAAAAAAAF4/iRFu99r6sGs/s1600-h/c9afc8d676d7f1289560d503ab3d0ed8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SKquQXy3QNI/AAAAAAAAAF4/iRFu99r6sGs/s320/c9afc8d676d7f1289560d503ab3d0ed8.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5236189113060114642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Kış Gecesi Eğer Bir Varolmayan Şövalye, Bir Balıkçı Kasabası Yakınlarında, Yükseklikten ya da Kısır Baş Döngülerinden Çekinmeksizin, Dik Tepelerden Aşağılara Bir Göz Atar, Birbirine Paralel Şeritler Şebekesinde, Yoksayılan Gömütsel Uzam Çerçevesinde, Güneşin Aydınlatamadığı Dallardan Bir Kanepenin Altında -Hangi Bilinç Akışıymış O Bakalım, Sonsuzluk İddiasındaki- diye sorar kendine, öykünün devamını kafasında kurup kâğıda dökmeye septik yaklaşarak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-8274235786623438160?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/8274235786623438160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=8274235786623438160&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8274235786623438160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8274235786623438160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/08/calvinoya-selm.html' title='Calvino&apos;ya selâm'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_GXC4hkL_dqQ/SKquQXy3QNI/AAAAAAAAAF4/iRFu99r6sGs/s72-c/c9afc8d676d7f1289560d503ab3d0ed8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-1918089382608348193</id><published>2008-08-17T20:07:00.004+03:00</published><updated>2008-09-24T23:35:55.352+03:00</updated><title type='text'>İkinci bir Cankurbansal intihar mektubu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div id="buzz"&gt;&lt;div id="moreBuzz"&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;İşkencecilerimi vazgeçirme yöntemlerim aşağı yukarı şöyleydi: Yapılan işkencenin türü ya da dozu ne olursa olsun, daha fazlasından çekinmediğime ikna edecek mazohizmi gösteriyordum. Kötü niyetli bir deha ya da &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;&lt;span class="ety1"&gt;&lt;span class="ety1"&gt;&lt;span class="ety3"&gt;&lt;span class="ety3"&gt;şirret bir cinin beni sürekli rüya halinde tutarak &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;eğlendiğini varsayarak, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;omnibus dubitandum&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt; diyor, bedenimin uğradığı mezalimi bir an olsun bir kenara bırakarak keşke eski bir gizli servis elemanı sanılmasaydım diye aklımdan geçiriyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni de Cioran gibi ayakta ve hayatta tutan şey intihar düşüncesiydi. Her şeye istediğim an son verebileceğimi, hayatımın kendi yönetimimdeki iplere bağlı olduğunu bilmek direnmemi sağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntiharıma cinayet süsü vermekten uzun zaman önce vazgeçtim. Bunun nedeni kaza ve cinayet süslerinin o dönemde ucuzlukta oluşu değildi. Beni öldüren insanın kendini üç buçuk saat geçmeden, hem de olay yerinde ele vereceğini çözümleme yeteneğine sahip olmayan bir çocuk bile tahmin ederdi. Dolayısıyla böyle bir katilin varlığından anında şüphe edilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orjilerde bulunduğum için çok eleştiri aldım; oysa müptelâ olmadığım gayet iyi bilinir. Yaptıklarım benim için şehirde kirpi kovalamak ya da yollarda 3 S (soğuksusatıcısı) kılığında dolaşmak kadar sıradandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonlar gibi de huşu dolu göremiyorum ölümü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzninizle bir süreliğine mektubu yazmayı bırakıp kendimi bilinç akışıma kaptıracağım:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-weight: bold; font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Daha ne mi yapabilirdim mesela yeni bir fil alınabilirdi iyi de hafızası olurdu ölen olursa yas tutar her sene mezarını ziyaret ederdi umarım mezar taşları Maçka'daki Selâniklilerinkiler gibi anlamsızca kırık dökük bırakılmazdı çünkü böyle durumlarda okunaklı parçalar eve götürülürdü Efendi hazretleri Ahmed &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-weight: bold; font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Es-Seyyid Aġa&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-weight: bold; font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt; ruhıyçün el-Fatiha yan tarafta bir çeşme falan varsa orada ara sıra boğulan kuşlar olur halbuki suyunun şifa dağıttığı söylenir göreceli bir yaklaşımla etrafı parazitlerden temizliyor da diyebiliriz Binbaşı Said Bey ve hâ'ileri Ayşe Hanım ve akraba ve taallukatının hayratlarıdır sene-i 13-- Said Bey de bir türlü şiirlerini bastırmayı başaramamış yaptırdığı çeşme de hayatında hiçbir değişikliğe yol açmamıştı geceleri gizli bir dokuma atölyesi işletmeye başladı üretimin tamamı atölyede çalışma izni olanlar tarafından kullanılıyordu bir keresinde üçgen dantelleri piyasaya sürme girişiminde bulunan Abdülhak gündüzleri elma şekeri yiyerek çalışma cezasına çarptırıldı ayrıca kendisinden mahkûmiyetini geçirebileceği bir açık hava hapishanesi önermesi istendi sonradan işin peşine düşülmediği g&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-weight: bold; font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;ibi Abdülhak'ın kimlik değiştirerek aynı işe girişi de fark edilmedi taze fasulyenin sırlarından birinin de kıtlama şekeriyle yenmesi olduğunu öne sürüyordu zeytinyağlılardan da biberiye, kakule ve adaçayını eksik etmemeliydi ne varsa zencefilgillerde vardı Cankurbansalamanjeye geçtik çay demleniyordu Hatice bir anda su koyuverdi dur neler oluyor aileyi mi yıkmak amacın diye soruldu zaten hep Netice'yle ilgileniliyor artık bıktım gerekirse çatınızı yerle bir ederim morarır (bkz. Morçat&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-weight: bold; font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-weight: bold; font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt; Alaçat&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-weight: bold; font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;ı, hattâ serbest ça&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-weight: bold; font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;ğrışım gereği Karıncanın su içtiği bile denebilir&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-weight: bold; font-style: italic;font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;) ayrıca bu kalemlerime dokunanı da yakarım dedi&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektubu yazmaya içimde hafif bir iğrenme duygusuyla başladım. Yaptığım son okumalarda gözüme çarpan gündelik faşizmi yeğleyen bir sivilin tek cümlelik intihar mektubu hala aklımdaydı çünkü:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="text-align: center; color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;O şimdi asker.&lt;/span&gt; (1)&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Burada sığınılan yer mutlaka bir tür ontolojik güvence sağlıyordu, fakat karşılığında ödenen itaat bedeli çok ağırdı. Ben radikal bir başkaldırı hedefliyordum, gölgem ve öznem adına. Aslında gölgemin beni endişelendirdiği birkaç konu vardı. Ben olmadan yaşanmışlıklarımızın birikintisi ve birikimiyle varlığını sürdürebilir miydi? Cepten yiyerek daha ne kadar dayanabilirdi? Kara listeye konmuş muydu, kredi verirler miydi? Yerime kendini feda etmesini zaten ummuyordum. Beceriksizliğini benimle aşamadığı dere-tepelerde göstermişti. Hoş, mağara yaşamına doğal bir yetkinliği vardı her şeye rağmen (bkz. &lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/parodos-platonun-devletindeki-maara.html"&gt;Parodos i&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/parodos-ii_09.html"&gt;ii&lt;/a&gt;). Bundan sonraki zorlu hayatına hazırlanabilmesi için gölgeme süresiz istirahat verdim. O yüzden şimdilik bu sözümona mektubun yazımına eşlik edememekte.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;İran'da Zerdüşt'e dayanan bir geleneğe göre, bir çocuk doğduğunda şarap yapılır ve bir şişesi de saklanır. Bu adete sahip çıkan Kumlu komşularımızdan bana kalan bir şişe şarabı ölümümden önce içeceğimi zannediyordum. Birkaç defa şişenin boynunu kırıp arkadaşlarıma ikramda bulunmak da aklımdan geçmişti. Son aylarda bir konuğum boğazının kuruduğunu söyleyerek artık iyice yıpranmış mantarı çatalıyla içeri itmeye çalışmıştı. Yıllar önce mantarı çıkarıp yeniden yerleştirdiğimde, kötü Trakya şaraplarınınkine benzer kokular aldığımı da hiç unutmadım. Fazla düşünmeden şişeyi açarak birazını kedime verdim, geri kalanı da musluğa boşalttım. Kedim önce biraz yalpaladı, ardından kuyruğunu helikopter pervanesi gibi döndürerek balkondan süzüldü; genç kızlara caka satan ortayaşlı adamın sarı peruğuna yaptığı iniş yumuşaktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Afyon tiryakisi ve ruh hastası ressamın Güzeli ararken kendine şeytana teslim edişinin öyküsünü&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Kör Baykuş&lt;/span&gt;'ta zaman ve mekânın dışında anlatan Sâdık Hidâyet'in intiharını dostu Bozorg Alevî'den şöyle bir okumak istedim:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;blockquote&gt;Paris'te günlerce havagazlı bir apartman aradı, Championnet caddesinde buldu aradığını; 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış  müsveddelerinin kalıntıları, yanı başında, yerdeydi. &lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Kendimi hapsettiğim ada, daha doğrusu bu ada üzerinde kurulmuş şehir artık 10 aylık kuşatmanın sonuna geldi, düşmek üzere. Surlardan dökecek kızgın yağımız kalmadı, kentte kalan son suyla da hamamda yıkandık ki ölümü güler olmasa da temiz, en azından yunmuş ve de yıkanmış yüzle karşılayalım ya da ziyaret edelim. Baharat tezgâhlarımızın başka bir&lt;br /&gt;şehir-devletin tüccarları tarafından devralınacak oluşu beni biraz olsun avutuyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;Aylar sonra kopan ilk korkunç fırtınanın ardından gelen güzel günler, anladığım kadarıyla sayılı gece ve gündüzlerimin habercisiydi. Bunu anlamak için uçan fare bir güvercinin iç organlarını okumak dahi gerekmiyordu, illâ karnı açılacaksa ızgara yapılırdı. Nasılsa her zaman yiyecek birkaç Fransız turist bulunurdu, ziyan olması söz konusu değildi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;------------------------&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;(1) Fırat Aydınkaya, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yeni Faşizmin Kökenleri: Ebedi Dönüş&lt;/span&gt;, Belge, 2008, shf. 230-32.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-1918089382608348193?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/1918089382608348193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=1918089382608348193&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/1918089382608348193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/1918089382608348193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/08/ikinci-bir-cankurbansal-intihar-mektubu.html' title='İkinci bir Cankurbansal intihar mektubu'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-2257620699874116609</id><published>2008-08-08T08:08:00.006+03:00</published><updated>2008-08-09T10:47:24.976+03:00</updated><title type='text'>İlk Cankurbansal intihar mektubu*</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/bir-dizgi-hatas.html"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bir dizgi hatası&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"nın bu önceden tasarlanmamış devamında bilinçli olarak &lt;/span&gt;&lt;a href="http://onlarbenim.blogspot.com/"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;cankurbansal&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; esintilere yer verildi. Blogosferde özkurgu (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;auto&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; veya &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;self-fiction&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:times new roman;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;) işine girildiğinde "onlar benim" dememek artık düşünülemez. Aynı zamanda leventseviî etkilerden de kaçınıldı (bkz. "&lt;/span&gt;&lt;a href="http://leventsevi.blogspot.com/2007/09/tanrlar-ve-kullar.html"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Tanrılar ve Kullar&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"), bilhassa intihar konusunda. Bunu sadece (anti-)kahramanımızın 27 yaş saplantısına sahip olmayışından bile çıkarsamak mümkün. Yazının ne ölçüde hayrigökşinvari olduğunuysa sayesinde var olduğum okuruma bırakıyorum. Polisin de el koyduğu kâğıtlar arasından kurtarabildiklerimden kalan parçaları burada yayınlıyorum, eksiklerin bilincindeyim. Tamamlayıcı unsurlar gün ışığına çıktıkça gereken eklemeler yapılacaktır. Yaratılan beklenti çok büyüktü, hayal kırıklığı tamirini müstakbel Takiyüddin hikâyesine havale ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;"Uzun süre geceleri geç yattım..." Hayır! Proust çalıntısı bariz olmakla birlikte, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Kayıp Zaman&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;'ın okumasında bir sayfadan ileri gidilemediği izlenimini veriyor. Farklı bir izlenim yaratmak için açılış cümlesi olmayan bir mektup yazmaya karar verdim. Özgün olma takıntısı ve hastalığıyla kendimi yarattım, sonumu da aynı şekilde ilan edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;----------Mektubun başladığı ilk üç satır yanmış----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Üzerine uzun süre düşümlendikten sonra intihara yol açan bir kavram olabilir mi? İdealizmden sıyrılmak ve soyutlanmak kaydıyla. Umutsuzluktan uzak, deneysel birşey olmalı. Ölüm hem büyük bir bilinmez, hem de hayatımın her anında mevcut. Beni korkutan bir yanı yok, çünkü ne olduğu konusunda çok üst düzey bir cehalete sahibim. Herhangi bir doyuma ulaşmanın pek bir anlamı kalmadı. İnzivaya çekilen &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;stylite&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; bir çileci değilim, mümkün olan her zevki tattığım alıklığında da bulunmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Camus'nün "ontolojik mesele yüzünden ölen kimseye rastlamadım" sözünü okuyunca (bkz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Sisifos Söyleni&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;), "biri bu yüzden ölmeli, intihar etmeli" diye haykıran &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Tutunamayan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; Selim'i tatmin etmeyi hedefliyorum. Metafizik nedenlerden öldüğüme sizleri inandırmalıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımın bir döneminde her şeyi sarı görmek isterdim. Munch'un izinde bir ressam olarak hakkımda yazılacak "hayatı ve eserleri" tipi sıkıcı yazılarda bir "sarı dönem"den bahsedilirdi. Bu sarımerkezciliğimi belli belirsiz bir mide bulantısıyla sürdürürdüm. Kusmuğum buğulu olurdu, yedi yaşın altındakiler için sakıncalı. Yine de oryantalist bir ressam olmamayı isterdim, her ne kadar bundan en ufak bir pişmanlık duymayacak olsam da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümümü bir rüya gibi tasarlıyorum. Her anını bilinçli olarak yaşadığım, hafızama kazınan bir düş. Hiç uyanmayacağım için gördüklerimi kendime geldiğim anda not etmem gereken bir deftere de artık ihtiyacım yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huxley örneğinden yola çıkarak algı kapılarını aralama girişimlerinde bulundum, ama bu hiç  de tatmin edici olmadı.  Çünkü  deney  kılığına bürünen  deneyimlerden  artık  nefret ediyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/konu-d-serbest-arm-veya-kadavralar.html"&gt;Gömütsel uzam&lt;/a&gt;a anlatamadıklarımla geçiş yapıyorum. Ölümü bekleyince pek gelmiyor, gidip yerinde görmek lâzım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------&lt;br /&gt;* Alternatifbaşlıklandırmam gerekirse "Kurban spirali".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-2257620699874116609?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/2257620699874116609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=2257620699874116609&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2257620699874116609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2257620699874116609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/08/cankurbansal-intihar-mektubu.html' title='İlk Cankurbansal intihar mektubu*'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-2442713128425148297</id><published>2008-08-04T17:25:00.006+03:00</published><updated>2008-08-04T21:14:02.784+03:00</updated><title type='text'>Ficus carica günlükleri*</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SJcS-GP98HI/AAAAAAAAAFo/T6peSURWNh8/s1600-h/25011289.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SJcS-GP98HI/AAAAAAAAAFo/T6peSURWNh8/s320/25011289.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230670350252896370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Georgia"&gt;&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;İncir sezonu aç&lt;/span&gt;ıldı. &lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;Zaman zaman yemekten çekinmediğim ve &lt;/span&gt;özenle soydu&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğum &lt;/span&gt;yapı&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;şkan kabuklar&lt;/span&gt;ın arkasındaki olgun meyveleri mideye indirebilirim artık. &lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Georgia; min-height: 19.0px"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Georgia"&gt;Haziran'dan beri sadece marul satan &lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;Şakay&lt;/span&gt;ık Sokak'taki Nadir Amca çoktan "bal bunlar, bal!" diye ba&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğ&lt;/span&gt;ırmaya ba&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;şlam&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;. Mallar &lt;i&gt;Tutunamayan&lt;/i&gt; Selim'in Nazillisi'nden mi bilemiyorum. &lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Georgia; min-height: 19.0px"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Georgia"&gt;Muazzam ihracat kalemi te&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;kil eden söz konusu ürün, bir zamanlar Aziz Nesin'in "Apona Fuarı"ndaki Török standının çıtçıt, kopça ve dü&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğmenin yan&lt;/span&gt;ındaki en büyük övünç kayna&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğ&lt;/span&gt;ıydı. &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Georgia"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Georgia"&gt;İncir nakliyat zahmetine katlanmadan tütünle birlikte yerinde satılır; ayrıca &lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;İtalyan etiketiyle sat&lt;/span&gt;ılan Ege kökenli zeytinya&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğlar&lt;/span&gt;ının aksine, Avrupa&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;l&lt;/span&gt;ı incir kurutma ve pazarlama firmalarının meyve men&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;ei ve tarihçesi hakkında do&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğrucu Davut kesildiklerini görmek tüy ürpertmese de, hayret verebiliyordu. Neyse ki bu yüzden hastaneye kald&lt;/span&gt;ırılana bugüne dek rastlanmamı&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;şt&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Times; min-height: 19.0px"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Georgia"&gt;&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;Çocukluğumda pastalar&lt;/span&gt;ın üzerine dilimlenerek konuldu&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğunda anlamland&lt;/span&gt;ıramadı&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğ&lt;/span&gt;ım incirin daha ne kadar ilginç &lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;eylere kadir olabildi&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğine nas&lt;/span&gt;ıl &lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;ahit oldu&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğuma da k&lt;/span&gt;ısaca de&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğineyim. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Georgia"&gt;&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;Haş&lt;/span&gt;arat fobisinden mustarip bir arkada&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;m&lt;/span&gt;ın, ye&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;il incirin beyaz lifleri arasında büyük bir gev&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;eklikle kamufle olmu&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt; kurtları aniden yutmasına müdahale edemeyerek izin vermi&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ştim.&lt;/span&gt; Acıgerçe&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ği iki hafta sonra aç&lt;/span&gt;ıkladı&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğ&lt;/span&gt;ımda kafama terlik yemekle kalmamı&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş, bir de günlerdir sevgilisine bezenerek yazd&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ğ&lt;/span&gt;ı mektubu gözü dönmü&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;çesine yiyi&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;ini seyretmi&lt;span style="font: 16.0px Times"&gt;ş&lt;/span&gt;tim. &lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Georgia; min-height: 19.0px"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Times"&gt;&lt;span style="font: 16.0px Georgia"&gt;Geçenlerde fokların Foçası'ndaki yazlı&lt;/span&gt;ğ&lt;span style="font: 16.0px Georgia"&gt;ında barı&lt;/span&gt;şmak üzere ziyaret ettiğim Osman, börtü böcekle huzur içinde yaş&lt;span style="font: 16.0px Georgia"&gt;amaya ba&lt;/span&gt;şlam&lt;span style="font: 16.0px Georgia"&gt;ı&lt;/span&gt;şt&lt;span style="font: 16.0px Georgia"&gt;ı&lt;/span&gt;. Götürdüğüm incirsiz pastay&lt;span style="font: 16.0px Georgia"&gt;ı yüzüne yapı&lt;/span&gt;şt&lt;span style="font: 16.0px Georgia"&gt;ırdım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia;"&gt;------------------------&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 16.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia;"&gt;*Yazı pek parlak olmamakla beraber, yazılış nedenlerini içeren &lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Lucida Grande'; font-size: 11px; white-space: pre; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;yazılış &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia; font-size: 16px; white-space: normal; "&gt;koşulları özellikle ilginçtir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-2442713128425148297?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/2442713128425148297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=2442713128425148297&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2442713128425148297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2442713128425148297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/08/ficus-carica-gnlkleri.html' title='Ficus carica günlükleri*'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SJcS-GP98HI/AAAAAAAAAFo/T6peSURWNh8/s72-c/25011289.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-8844394324911939426</id><published>2008-08-03T12:55:00.001+03:00</published><updated>2008-11-06T05:40:07.840+02:00</updated><title type='text'>Bir tür subuklama ya da oyalayıcı kabak tadı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Yeni çıkarılacak bir dondurma için piyasa araştırması yapılıyordu hedef kitle çocuklardı örneklem 10 kişilikti beni de o veletlerle Emirgân'daki eve kapadılar böyle dondurma sevilir mi salak herif dedim isyan çıktı şirket yöneticilerinin suratları perşembe pazarına dönmüştü beni babam gelip aldı o zaman su kaplumbağalarım vardı fazla beslediğim için ölmüşlerdi mutfaktan çıkılan bahçeye gömdüm akşam sefası da işin süsü oldu toprak yumuşacıktı dibe vurup sıçrama yapılamazdı çünkü dibin dibi yoktu battıkça batıyorduk bakkal gibi değil Kızıl Rakham'ın hazinesi gibi batıyorduk bir zamanlar Raskar Kapak vardı bir fırtınada zincirlerini kırıp kaçmıştı kim bilir kaç çocuğu travmaya sokmuştu zaten bu mumyalara güven olmazdı neyse dedim herhalde bu kira kontratını imzalatabiliriz müteahhit hiçbir çıkarı olmadığı halde dolandırıcılık peşindeydi evinde üzerime köpeği saldırdı bacaklarından değil karnından tutarak ayırdı salyaları üzerine sıçradı çok şükür dedi cekettutmainceliğini iyi biliyordu bu yağmurda aman dikkat edin dedi ben de etrafımda oluşan spontane nehrin durulmasını bekledim ne de olsa bildungsroman yazmıyorduk alt tarafı dokuma atölyemizin ikinci toplantısıydı kaptığım nezleyi pişirdiğim yemekler aracılığıyla bulaştırdım aman bu da ne hamarat çocuktu elinden her iş geliyordu bir ombudsman bulup nükleer santral projesi sonlandırılmalıydı olmazsa ikna için köy meydanında gece vakti birkaç hayvan boğazlanırdı bu taşra ahalisi de ancak bu dilden anlıyordu ama Anamur'un muzu yine kokuluydu plastik sarı cisimlere hiç benzemezdi bunun gibisini ancak 18. yy. Marsilya'sının çarşılarında bulurdun afiyetle bir balık çorbası da içemeden yangına koşmuştuk ne tulumbacı ne de harik memuru vardı Mahmûd ocağa kilit vurmamış mıydı o devirde Beyazıt kulesinden mor ışık da gelmezdi iyisi mi cama çıkıp bir işaret fişeği ateşlemeliydi bu saatte de penceresinden atlayıp ölen polis az bulunurdu atı alan Üsküdar'ı geçememişti belki ama armut rakısını içen Tournelle köprüsünü geçmişti Hıfzı'nın evi oraya iki adımdı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-8844394324911939426?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/8844394324911939426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=8844394324911939426&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8844394324911939426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8844394324911939426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/08/bir-tr-subuklama-ya-da-oyalayc-kabak.html' title='Bir tür subuklama ya da oyalayıcı kabak tadı'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-8842971592754632018</id><published>2008-08-01T16:27:00.000+03:00</published><updated>2008-08-01T22:13:06.090+03:00</updated><title type='text'>"Bat dünya bat" ya da Turgut'la Olric'in manifestosu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SJMXFB0e7wI/AAAAAAAAAFg/elUDrG5MasQ/s1600-h/tutunamayanlar.jpg"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SJMXFB0e7wI/AAAAAAAAAFg/elUDrG5MasQ/s320/tutunamayanlar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5229548967462629122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;p  style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: center; line-height: 17.0px; font: 11.0px Verdana; color:#aebbcb;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Oğuz Atay, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tutunamayanlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;, III, 16, shf. 539-543.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: center; line-height: 17.0px; font: 14.0px Verdana; color: #aebbcb; min-height: 17.0px"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; line-height: 14.0px; font: 11.0px Times New Roman;  min-height: 12.0pxcolor:#aebbcb;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; line-height: 14.0px; font: 14.0px Georgia; color:#aebbcb;"&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;"[.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;..]&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt; Üzerinde &lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;İ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ngilizce bir&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;eyler yazan kapıyı itti. Yumu&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ak bir açılı&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;. Herkes bir kö&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;eye oturmu&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Böyle kaç yer sayabilirsin koca &lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ehirde? Garson hemen tepene dikilmez. Ça&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ırılınca gelir. Sonra birden kaybolur ya da ba&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ını ba&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ka yönlere çevirir. Amerika cumhurba&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;kanı gibi adları olan içkiler ısmarlayabilirsin. Ne çok aydınlık olur ne de çok karanlık. Adamlar bu i&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;leri biliyorlar. Yüzyıllarca dü&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ünmü&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ler ta&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ınmı&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;lar, insanlar barda nasıl rahat eder diye. Biz olsak bu i&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;i küçümseriz. Onlardan aktarmasını beceremiyoruz daha. Onlarda böyle yerlere her çe&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;it halk gelebilir. Bizim zenginler böyle yerleri lüks sanıyorlar. Orada i&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;çilerle tezgâhtar kızlar gelir böyle yerlere. Daha nerede oldu&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;umuzu anlayın bundan. Anladık. [...] Biz burada kitaplar ve içkiler ortasında yatarken bilmedi&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;imiz sokaklarda, içini göremedi&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;imiz evlerde, tanımadı&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ımız insanlar kim bilir neler hazırlıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;İ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;yi kitaplar hemen tükeniyor. Yüzlerinde derin dü&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;üncelerin izleri olan insanlar durmadan ilerliyorlar. Onları bulmalıyız. Dün otobüste bir adam kimseye göstermemeye çalı&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;arak bir kitap okuyordu. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;[...]&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Artık ya&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;amak istemiyorum Olric. Onların istedi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;i gibi ya&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;amak istemiyorum. Ba&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ım dönüyor Olric. Sabahtan beri hiçbir &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ey yemediniz efendimiz. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;imdi de içiyorsunuz. Onlar da içiyorlar Olric. Kar&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ılarında oturan kızlara bir&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;eyler anlatıyorlar. Ben anlatmak, filan falan demek istemiyorum. Sonum geldi Olric. Kendime yeni bir önsöz yazmak istiyorum. Yeni bir dil yaratmak istiyorum. Beni kendime anlatacak bir dil. Çok denediler efendimiz. Allah'tan ne denediklerini bilmiyorum, Olric. Hiçbir gelene&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;in mirasçısı de&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ilim. Olmaz, diyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;İ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;syan ediyorum. Az geli&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;mi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt; bir ülkenin fakir bir kültür mirası olurmu&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;. Bu mirası reddediyorum Olric. Ben Karagöz filan de&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ilim. Herkes birikmi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt; bizi seyrediyor. Da&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz. Kapı kapı dola&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ıp dileniyoruz. Son kapıya geldik. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;İ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;nsaf sahiplerine sesleniyoruz. Ey insaf sahipleri! Ben ve Olric sizleri sarsmaya geldik. Dünya tarihinde e&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;i görülmemi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt; bir duygululukla ve kendini be&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;enmi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;çesine ve kendinibe&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;enmi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;çesinesankibizdenöncebir&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;eysöylenme-mi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;çesinegillerden olmaktan korkmadan kapınızı yumrukluyoruz. Dilenciler krallı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ının en küstah soylusu olarak ki&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ili&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;imizi burnunuza dayıyoruz. Dinden imandan çıktık. Deli dervi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ler gibi saldırıyoruz. Açın kapıyı! Biz geldik! Korkudan duda&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ınız uçuklamasın. Öyle öfkesi yarıda geçen &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;İ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ngiliz kızgın genç adamları gibi müzikli güldürüler pe&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;inde de&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;iliz. Sizi a&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;latmaya ve burnunuzdan getirmeye geldik. Size dünyanın dörtten fazla buca&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ı oldu&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;unu göstermeye geldik. Bitmez tükenmez sızlanmalarımızla ananızı a&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;latmaya niyetliyiz. Ne demek oluyor incitmedensezdirmedenacıtmadanduyurmadan anlatmak Selim? Salon alkı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;tan inlesin! &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;[...] &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;eytanlarla elele verip elektriksüpürgeleriyletarazlanmı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt; halılarınızın üzerinde tepinmeye geldik. Çamurlu ayakkabılarımızla divanlarınızın yaylarını kırmaya geldik. Yakında bir pla&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ımız çıkıyor. Bütün &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;oförler çalacak arabalarında. Yaslı gittik &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: 14.0px Times"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;en geldik yedi tepeden geldik aç kapıyı bezirgân bonjur demeden geldik. Gözüm kararıyor Olric: elimden bir kaza çıkacak. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;[...]"&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; line-height: 14.0px; font: 11.0px Verdana;  min-height: 13.0pxcolor:#aebbcb;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-8842971592754632018?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/8842971592754632018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=8842971592754632018&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8842971592754632018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8842971592754632018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/08/bat-dnya-bat-ya-da-turgutla-olricin.html' title='&quot;Bat dünya bat&quot; ya da Turgut&apos;la Olric&apos;in manifestosu'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SJMXFB0e7wI/AAAAAAAAAFg/elUDrG5MasQ/s72-c/tutunamayanlar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-3285898128364888709</id><published>2008-07-30T03:15:00.002+03:00</published><updated>2008-11-06T05:35:53.588+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evimdeki dağınıklığın içindeki düzen'/><title type='text'>Yalnız bir öğrencinin dairesinde sayıklamaları ya da umarım akışkan birşeyler*</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Bu yaz Oulipo tipi edebiyat atölyesi kuracaktık deneysel hikâye yazımına girişecektik bir türlü Varolmayan'la görüşemedik kurgu birimi izlek masası birikim arşivi ve alıntı makineleri proje aşamasında kaldı ben de tek başıma tutunamayan Günseli'nin bilinç akışından birşeyler çıkarırım diye düşündüm yetmiş sayfalık bir cümle mi yoksa önsözlerin anlamsızlığı üzerine yazılan bir kitaba yazılan uzun önsöz mü daha anlamlıydı benim için şu an bilemiyorum ama kaplumbağalar da uçar düşünen ve konuşan hayvanlar da vardır Bekoff mu diye sordular evet dedim ama bir yarasa olmanın neye benzediğini asla öğrenemeyeceğiz aslında bana bu deneyimi yaşatabilecek tıbbi deneylere girdiğimi kâbuslarımda görmek beni rahatsız etmezdi o önlüklü adamlardan korkuyordum yalnızca hayır kahvemi sade alırım yine de cankurbansal bir intihar mektubuna hayır diyemem bu garnitürden fazlası olur idealizmin tehlikelerine rağmen teorik meselelerden dolayı bir insanın hayatına son verebileceğine ikna oluruz en azından fakat bu da yetersiz bakkala gitmek kimse için hiç bu kadar sorun olmamıştı üstelik güneşte Portekiz usûlü kurutulmuş ringa balığı satıcıları da artık yoktu bir keresinde sıcakta eriyerek uzayan mastikadan güvenlik bandı yapıldığına şahit olmuştum tanıkların şehadetlerini mahkeme reddetmişti otopsi raporları da kayıptı cesedin yeniden incelenmesi talep edildiğinde de kurbanın DNA'sı değişmişti izafiyete inanıyordu ama bu kadarı da fazlaydı katliamların pasif işbirlikçileri de yargılanmalıydı bari ders alsınlardı sorumluluklarını nereye kadar inkâr edeceklerdi Blanqui'ye darbeci deniliyorsa seçim olmayan seçimlerde seçme hakkının da aslında önemli bir seçim yapma fırsatı sunduğuna inanılmalıydı Kürdistan'da mayın toplamak da vardı bacak sayılarının çift olduğuna şükretsinlerdi her an her şeyi izleyip kaydediyorlardı teçhizatları dijitaldi ama neyi biliyorlardı ki hakkımda ben bile kendimle birlikte olamamışken diğerlerinin benimle olası ilişkileri nasıl öngörülebilirdi bir süre olmayan romanlara heyecanlı sonlar yazarak para kazanmıştım daha sonra bu işten sıkılarak sinemalarda yer göstericilik yapmaya başladım projeksiyoncuyla pek anlaşamazdık ama filmleri sabote etmezdim geç kalanlar olduğunda o ana kadar gelişenleri anlatıyor bazen izleyicilerle birlikte eve dönüyordum kendimi konuşmaya mecbur hissettiğim insanlar beni yoruyordu yanlarında alışılmış alaycı ve ketum iç huzurumu bulamıyordum midemse hiç bulanmıyordu bu beni pireli kuşetlerde tren yolculuğu yapmaya yöneltiyordu restorasyondan dertli Ani harabelerinde sınırötesindenateşaçanlar olabilirdi onlara efendi diye el ederdik göz yaşı dökmeseler de içlerinden bir parça kopmasa da bir zamanlar o düğün masasında meslek sahibi mühim şahsiyetlerin takmadığı yirmi yaşındaki çocuk olduklarını hatırlarlardı daha çok gezerek daha az kuşkucu nasıl olunabilirdi kolonilerden derlenen evrensel sergilere gitmek lâzımdı sevimli renkli insanlarla coğrafyalarının doğa harikaları bir aradaydı tropikal hastalıklar da cabasıydı içimdeki hummalı ateş bundan değildi kasap Cezzar Bey'in bana sattığı etleri yerken kulaklarımın neden sürekli çınlayacağını söylediğini bir türlü çözememiştim çünkü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;-----------&lt;br /&gt;*Söz konusu yazının bu başlık için en başta tasarlananlarla hiçbir ilgisi yoktur, varsa da tamamen tesadüfi ve kurgusaldır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-3285898128364888709?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/3285898128364888709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=3285898128364888709&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/3285898128364888709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/3285898128364888709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/07/yalnz-bir-rencinin-dairesinde.html' title='Yalnız bir öğrencinin dairesinde sayıklamaları ya da umarım akışkan birşeyler*'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-7304065897692785177</id><published>2008-07-28T18:44:00.001+03:00</published><updated>2008-08-08T18:30:50.997+03:00</updated><title type='text'>Evliya Çelebi Erzurum'da</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SI4FhCuzoLI/AAAAAAAAAFQ/BoDluwDXsvI/s1600-h/eskierzurum(1).jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SI4FhCuzoLI/AAAAAAAAAFQ/BoDluwDXsvI/s320/eskierzurum(1).jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228122282650738866" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" font-style: italic; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'courier new';"&gt;Yeni hikâyeler yazılırken, okuyuculara küçük bir dimağ, olmazsa da damak tadı versin (ve belki biraz da serinletir) diye...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'courier new';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Evliya Çelebi Seyâhatnâmes&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;i, II, 1, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;288b&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;, YKY, 2005, shf. 246.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Erzurum'un külliyatı ve halkının deyişleri (sonra da kışı kıyameti);&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Harada idin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;, yani nerede idin. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Eve bir baş vardım&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;B&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ıhırıyı göyindir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;, yani ocağı yak. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;[...] &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bizim senemizde atlar Temmuz ayında çayırda iken bir gürültü, bir şimşek, tipi, boran ve yağmur yağınca bütün atlar boşanıp Erzurum sahrasında olan Umudum Köyü'ne, Kane ve Gez Köyü'ne kadar dağılıp serseri gezdiler. Kış böyle sert olur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Hatta insanların dilinde darb-ı meseldir ki bir dervişe: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;-Nereden gelirsin, derler,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;-Kar rahmetinden gelirim, der.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;-O ne diyardır, derler;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;-Soğukdan 'Ere zulüm' olan Erzurum'dur, der.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;-Orada yaz olduğuna rast geldin mi, derler. Derviş der:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;-Vallahi 11 ay 29 gün sakin oldum, bütün halkı yaz gelir derler, amma görmedim, der.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Hatta bir kere bir kedi bir damdan bir dama atlarken aralıkta donup kalır. Sekiz aydan sonra bahar gelince, anılan kedinin &lt;a href="http://static.ideefixe.com/images/289/289507_2.jpg"&gt;donu&lt;/a&gt; çözülüp "mırnav" deyip yere düşer. Bu da lâtife şeklinde anlatılan bir darb-ı meseldir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Gerçekten, bir adamın eli ıslak iken bir demir parçasına yapışsa derhâl donup elinden demiri ve demirden eli ayırmak mümkün değildir. Eli, demirden bin ah vah ile kurtarsa bile eli ayasının bir kısım derisi âhıyla demirde kalır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;a href="http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?Yazar=Ay%FEe%20H%FCr&amp;amp;KartNo=51735"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Azak diyarında ve Deşt-i Kıpçak'da erbain (Kırk gün devam eden kara kış) ve zemherir (şiddetli soğuk, kış) geçirdik, böyle keskin kış görmedik. Ancak halkı gayet sağlam vücutludur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: right;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; font: normal normal normal 12px/normal Helvetica; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;                                                                                                                      ”&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; font: normal normal normal 12px/normal Helvetica; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; font: normal normal normal 12px/normal Helvetica; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt; &lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; font: normal normal normal 16px/normal Verdana; "&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 12px/normal Helvetica; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ayrıca kedi tarihi için bkz. Ayşe Hür, "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;a href="http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?Yazar=Ay%FEe%20H%FCr&amp;amp;KartNo=51735"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;'Kedi sevgisi imandandır...' (Evliya Çelebi)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 12px/normal Helvetica; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?Yazar=Ay%FEe%20H%FCr&amp;amp;KartNo=51735"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-7304065897692785177?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/7304065897692785177/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=7304065897692785177&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7304065897692785177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7304065897692785177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/07/evliya-elebi-erzurumda.html' title='Evliya Çelebi Erzurum&apos;da'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SI4FhCuzoLI/AAAAAAAAAFQ/BoDluwDXsvI/s72-c/eskierzurum(1).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-7510177876360556998</id><published>2008-07-21T12:06:00.000+03:00</published><updated>2008-07-29T13:44:55.772+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rezes n.a.'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='karatavuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='meçek hilkög.'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devletin makarr-ı idaresi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ray restoran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ççdd'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ehemmi insanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sonbahar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kene'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yahya kemal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='konsomatör garsonlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='scooter&apos;lar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilkent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='caz triosu'/><title type='text'>Ankara düğünü izlenimleri (tren notları)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SIRS7o6nLNI/AAAAAAAAAE8/2pMhExVTDCI/s1600-h/Castle+38.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SIRS7o6nLNI/AAAAAAAAAE8/2pMhExVTDCI/s320/Castle+38.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5225392652205632722" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;G&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;e&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;çenlerde "yazları cayır cayır yanan beton yığını" olarak da bilinen Ankara'ya&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;, hayatımda gördüğüm en muhteşem tasarıma sahip davetiye üzerine (Çiğdem ve Çağlar'ın düğün davetiyesi -ÇÇDD-)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; bir düğün vesilesiyle gitmem gerekti. Beni tanıyanlar başkentten hiç hazzetmediğimi iyi bilirler (bu cümlenin de buram buram tecahül-i arif koktuğunun farkındalardır). Sıcaktan kavrulmanın olumlu yanları olmadığını söylemek ise büyük haksızlık olur. Tepemize dikilen şems, her ne kadar insanları perişan etse de, bizleri tesirinin tekeline alarak, Cumhuriyet usûlü Sovyet-Nazi-Faşist İtalyan mimarileri sentezinin dehşetine düşmekten kurtarıyor (bkz. Ayşe Hür'ün bu konudaki "Angora'dan Angara'ya Ankara" alternatif başlığını yakıştırdığım &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?Yazar=Ay%FEe%20H%FCr&amp;amp;KartNo=51664"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;makalesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;). Arabayla geçerek şehrin birbirini kuşatan belli başlı binalarına göz atarken de, Murat Belge'nin bir esprisini anımsadım. Ülkemizde kuvvetler ayrılığı pekâlâ vardır: Bunlar Hava, Deniz ve Kara olmak üzere üçe ayrılmakla birlikte sonradan bir de &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Candarma&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; eklenmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ankara'yı sevmenin mümkün olduğunu yadsıdığım sanılmasın (bkz. Polyanna ya da İdil mahlasıyla imzalanmasının çok isabetli olacağını düşündüğüm, Voltaire'in Leibniz karikatürüne yaklaşan bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.bianet.org/bianet/kategori/biamag/108266/bu-mevsimin-ankarasina-multefitim"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;yazı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;). Ataları Birinci Haçlı Seferine dayanan bir Frank torunuyla karşılaşmak ilginç olabilirdi yine de.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Düğün yeri olarak aynı zamanda üniversite kampüslüğü de &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;yapan (!) bir otel seçilmişti. Davet yerine gelince dikkatimi en çok çeken ve ilk muhatap olduklarım ismimi listeden kontrol ederek masa numaramı söyleyen hosteslerdi. Maalesef fazla meşgul ve profesyoneldiler, yine de akşamın en gerçek insanları arasında olduklarına şüphe yoktu. Bana uzatılan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;başarıvemutlulukdilekleridefteri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ne yazmayı tasarladıklarım ev sahiplerinin yakın aile dostları olarak kendilerini tanıtan ebeveynimin makas darbeleri ve sansürüne maruz kaldı. Ne dilenen ömür boyu mutluluğun imkânsızlığından dem vurabildim, ne de işbu izdivacın kuyruklu yıldız altında gerçekleşmediğinden. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Masalara geçilmeden çimler üzerinde küçük bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;iştahaçıcıikram&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;da bulunuldu. Yeşil alandaki davetli yoğunluğu, orada bulunan az sayıda kenenin telef olmasına yol açtı. Etraf doktor kaynadığından olası bir kene hücumu da o kadar tantana koparacak gibi değildi zaten. Çayırdaki bekleme esnasında önce şehrine zehirli su içiren belediye başkanı, ardından &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Nobelboykotçusu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; bir reis-i cumhur &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;el-kadim, şatafatlı konvoylarıyla önümüzden geçtiler. Duyduğum kadarıyla tuhaf bir topluluktan bir ara bir alkış bile koptu. Ben de sesli olarak kısa zaman önce Bayburt'taki Yağcılar ilçesinin isminin değiştirildiğini (ki bu ülke çapında birtakım nominal sorunsallar doğurdu) ve beni Ankara'da ağırlayan arkadaşımın bu akşam umarım içtikleri sudan hastalanmayan dostlarıyla buluşmak istediğini hatırlatma ihtiyacı hissettim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Nedense gözlüklü/gözlüksüz, beyaz tenli, cebi şişkin, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;giyimineözengösteren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;, mühim şahsiyetler olduklarından emin ("&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;sen benim kim olduğumu biliyor musun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;?"), karşılarındakileri belli bir ağırlığa sahip olduklarına kısmen ikna edebilen birçok sima tanıdık geliyordu, fakat her birini de ilk kez görüyordum. Bu durumun gerekçeleri üzerinde fazla vakit geçirmem gerekmedi; düzeniçi insanların hepsi birbirine benziyordu. Düğün, resepsiyon, kokteyl, vs. türü davetlerde yeni tanışan veya birbirleriyle çok samimi olmayanların aralarında nezaketen yaptıkları konuşmalar genelde gülünçtür. Yüzlerde mütemadi bir tebessüm ve kafa sallama hareketi asla eksik olmaz ve söylenenler de beni her zaman şu soruyu sormaya yöneltir: "Acaba herkes ne konuşulduğunun gerçekten bilincinde mi, belli bir repertuardan duruma uygun diyaloglar bulunup çıkarılıyor mu, yoksa tamalgı düzlemine geçiş yapmak ancak bir erkeğin bir hemcinsine sütyenini çok leziz bulduğunu söylemesiyle mi mümkündür?".  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bana verilen yer, gençlere ayrıldığı söylenen masadaydı. Nitekim masa da söylendiği kadar gençti. Ama eski cumhurbaşkanı manzaralı olmasını hiç beklemediğimi belirtmeliyim. Masadaşlarımın bir kısmı oldukça sevimliydi. Ee, müzisyenin hali başka oluyor. Bir de beyaz yakalı Türkamerikan kesimi vardı ki, milliyetçiliklerine rağmen anadillerini Anglo-Sakson takviyesiyle konuşma yetkinliğine sahiplerdi. "Odama &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;room service&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; çağırmak zorundaydım", "O anda &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;devastated&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; oldum", "Otelin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;management&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;'ı beni &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;accept&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; ettiğinde..." vb. cümleleri beni özellikle sevindirdi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Gecenin en büyük sürprizlerinden biri Norah Jones'luğunu takınarak sahne alan sevgili gelinden geldi. Klavyedeki damat ve kontrbas ve davuldaki arkadaşlarından oluşan trio bana &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2008/05/kaak-geceyars-inaat-ve-karatavuklar.html"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;karatavuk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;tan sonra yeni bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;kulakpasısilinmesi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;yaşattı. Ses sistemindeki sorunun sorumlusu olarak da masada yanımda oturan baterist, amatör basçının cızırtılarını gösterdi. Eğlenme ve dans etme görevi gereği piste gittikten beş dakika sonraysa müzik otel yönetiminin müdahalesiyle sona erdirildi; bahane olarak misafirler arasında yer alan asker taifesinin geceyarısını bir geçe başlayan tahammülsüzlüğü yutturuldu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Daha fazla uzatmadan dönüş yolculuğuna değinerek bitiriyorum. Yataklı Ankara ekspresinin lokantasını her zaman sevmişimdir. Bana bir tür "Orient Express" nostaljisi yaşatır. Akşamcıların çilingir sofralarına falan şimdi girmek istemiyorum, ki bu konuda neler neler anlatılır. Yemek salonunun neşe kaynağı o akşam Japon hanımlar ve onlara bazen gereğinden fazla samimiyet gösteren garsonlardı. Gelen her tabak büyük heyecanla karşılanıyor ve mutlaka dijital kamerayla fotoğrafı çekiliyordu. Sonra garsonlar cep telefonlarını çıkararak bu misafirperverlik ve yılışıklık arasında gidip gelen anları ölümsüzleştirdiler. Açılan ikinci küçük rakıyla da birlikte verilen pozlardaki kol ve öpücük sayısı gittikçe artıyordu. Tüm bunların doruk noktası, sempatik garsonların peçeteden yarattıkları gülleri hanımların kulak arkaları ve boyunlarının gerektirdiği özenle saçlarına iliştirmeleriydi. Bu satırları yazdıktan sonra kompartımanıma müteveccih olduğumda, lokantada son kalan masa onlarınkiydi (garsonların kendilerine birşeyler ısmarlatıp servisini de bizzat üstlendikleri gözümden kaçmadı). İlerleyen saatlerin nelere kadir olduğuysa meçhul. Her neyse, kısaca ben de Yahya Kemal gibi Ankara'nın en çok İstanbul'a dönüşünü severim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-7510177876360556998?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/7510177876360556998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=7510177876360556998&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7510177876360556998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7510177876360556998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/07/ankara-dn-izlenimleri-tren-notlar.html' title='Ankara düğünü izlenimleri (tren notları)'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SIRS7o6nLNI/AAAAAAAAAE8/2pMhExVTDCI/s72-c/Castle+38.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-6135340367424913156</id><published>2008-07-17T20:13:00.001+03:00</published><updated>2011-12-02T16:52:00.897+02:00</updated><title type='text'>Bir çikolata kurgusu</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Bana çikolatamı neli istediğimi soran Nafutnigli'ye...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SH-IBGCPQDI/AAAAAAAAAE0/HE1DWwtD4ec/s320/PISTACCHIO.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5224043645154312242" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Antalya'nın (Ἀ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;ττάλεια&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;) saygın Rum ailelerinden birine mensup Niglia Nafutis'in (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" white-space: pre-wrap; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Νίγλια Ναφουτής&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;hayatı İber diyarına yolculuğa giden amcası Anastas'ın dönüşüyle alt üst oldu. Yeni keşfedilen Amerika kıtasından getirilen ürünlerden satın alan Anastas Amca, Niglia'ya kakao adı verilen güzel kokulu çekirdeklerden hediye etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;Bu egzotik armağan karşısında afallayan Niglia, Anastas'ın eline tutuşturduğu soğuk Aztek içkisinin tarifini uygulamakta pek de zorlanmadı. İlk tadışında fazla acı gelen bu kahve renkli sıvıya şeker ekleme fikri ise tamamen kendisine aitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz'in ticaret ağları, Osmanlı-İspanyol deniz savaşlarından pek etkilenmemekle birlikte, burası artık sadece etimolojik olarak dünyanın merkezi sayılsa da (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;mediterraneus&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;) hala korsanların en yoğun olduğu bölgeydi. İkinci İspanya yolculuğuna çıkan Anastas Amca'nın gemisi, dönüşünde her ne kadar kendini bilmez birtakım Etrak taifesi (Türk korsanları) tarafından bordalansa da, arsız leventler Amerikan ithalatına gözü dönmüşçesine saldırdıktan sonra yedikleri çiğ şeker kamışları ve kakao çekirdeklerinin etkisiyle fenalaşarak gemiyi terk etmek durumunda kalmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirde, kakaolu mamüller de sattığı bir tatlı dükkânı açarak, her zaman hayalini kurduğu itibarı ve ticari başarıyı sonunda yakalayan Niglia (evin tek çocuğuydu, &lt;a href="http://www.facebook.com/people/Ayla_Gunerhan/517744191"&gt;Ayla Günerhan&lt;/a&gt;'ın deyimiyle de "tek kardeş"ti), Antalyalıların damak zevki üzerinde ufak da olsa bazı değişiklikler yaratmaya başlamıştı. Müşteriler en çok sade (kara), saniyen de (ikinci olarak da) fındıklı tabir edilen "çikolata" çeşitlerine rağbet ediyorlardı. O yıllarda Niglia henüz en büyük keşfi olan beyaz çikolatayı piyasaya sürmemişti. Nafutis ailesi ise sadece ev halkı için üretilen çikolata kaplı portakal şekerlemelerinin tadına doymak bilmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa zamanda büyüyen "Niglia Nafutis Çikolata İmparatorluğu"nun rakipleri ortaya çıkmakta gecikmedi. Elbet bunların hepsi birer taklitçiydi, ama içlerindeki en çetin ceviz de herhalde meşhur baklavacılar Şamlı Vasim ile Antepli İshak'tır. Karşılarındakinin bir kadın oluşunu içlerine sindiremeyen bu iki esnaf-ı arabi, ailelerinin baklava alanındaki husumetini bir kenara bırakıp, çikolata işinde ortak oldular. Antalya halkı yaklaşık 10 yıldır, Niglia Hanım'ın tatlılarından şaşmamıştı, fakat ne olduysa, Şam ve Antep fıstığının kuvvet birliğinden geldi. Bu fıstıklarda ne keramet vardır ki, bunlardan içine katıldığı çikolata, Niglia Nafutis'in Antalya'daki dükkânını batırdı. Matmazel Niglia aileden kalan sermayesiyle, Kostantiniye'ye (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;قسطنطينيه&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:'times new roman';"&gt;  göç etmekten başka çare bulamadı. aynı işe devam ettiği başkente acı ve tatlı tecrübelerinin anısını da götürmeyi unutmamıştı. Fıstık çuvallarıyla birlikte.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-6135340367424913156?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/6135340367424913156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=6135340367424913156&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/6135340367424913156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/6135340367424913156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/07/bir-ikolata-kurgusu.html' title='Bir çikolata kurgusu'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SH-IBGCPQDI/AAAAAAAAAE0/HE1DWwtD4ec/s72-c/PISTACCHIO.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-5376661633282367670</id><published>2008-07-16T07:35:00.002+03:00</published><updated>2008-10-26T12:48:41.900+02:00</updated><title type='text'>Kaçak geceyarısı inşaatı ve karatavuklar üzerine</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SH5Q5DeH_BI/AAAAAAAAAEk/qvo_WWlMuwo/s1600-h/kos.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SH5Q5DeH_BI/AAAAAAAAAEk/qvo_WWlMuwo/s320/kos.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5223701558910778386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Pazar akşamı törensiz temel atma çalışmalarının sesiyle salonumuzda irkildik. Su kıyısına bu kadar yakın semtlerde inşa edilen ve ihtişamlı ve devasa olma iddiasındaki yapıların belli bir yükseltiye oturtulması gerekir, eğer temelin sağlam olması isteniyorsa. Mimarın mühendislik bilgisinin ne kadar derin olduğunu bilmesem de, bu inşaatı da üstlendiği söylenen Taşdiken ailesinin her zaman büyük işlere talip olduğunu gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam artık yerinde olmayan ve yeniden yıkıntılarından yükseltilme sürecindeki yan apartmandan* gelen seslerden duyduğu rahatsızlığı önceden sezinlemişçesine, daha ısınan güherçilenin kokusu bize ulaşmadan pencereye yöneldi. Temmuz ayının bir pazar gecesinde muhitinde gerçekleşen geçici işgale başkaldırmakta gecikmemişti. Semtin "kaliteli insanları"na verilen huzursuzluğun günah keçileriyse hemen aşağıda bulunan taşeronlardı kuşkusuz. Başlarında bulunan bir şefin varlığı bile şüpheliydi. Bu durumu göz önünde bulundurarak babama öfkesini püskürtmesi gerekenlerin aşağıdaki işçiler değil, onları bu saatte çalıştıran patronları olduğunu söyledim. Bu gönülsüz adamların arkalarındaki güce bakmak gerekirdi. Fakat bu çıkarsama-itiraz "ucuz sosyalizm" yapmakla suçlanmama neden oldu. Yine de, işvereni sorumlu tutma çabama karşı çıkmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olursa olsun, bu pazar gecesi rezaletine son verilmeliydi. Yapılacak ilk iş, gürültücü çimento kamyonunu çürük yumurta bombardımanına tutmak olabilirdi. Bunun için buzdolabındaki stoğu getirmem istendi. Evdeki tüketim yoğunluğu dikkate alınmaksızın düzenli olarak yumurta alındığından, genellikle belli miktarda çürüğünden bulunurdu. Ne de olsa yumurta, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;eveherzamanlazımolagelmişlerlistesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;nin bir parçasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şoförün kaynağını tespit edemediği bayat çiftlik ürünleri yağmuru, bir süre önce aynı dertten mustarip olarak pencerelerine birikivermiş diğer mahalle sakinlerine büyük cesaret verdi; öyle ki, bazıları polisi bile durumdan haberdar etti. Herkes çaktırmadan birbirini gözlüyor, fakat kesinlikle doğrudan muhatap olmuyordu (dolayısıyla herhangi bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;mahalle baskısı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;na mahal verilmediğini belirtmeye de gerek yoktur herhalde). Ortak çıkarlar adına seferber edilmiş, adı konmamış yarı-bilinçli bir işbirliği söz konusuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trafiğin yoğunluğunu yitirdiği saatleri seçme uyanıklığı gösterildiği halde, inşaatın izinsiz olduğu ortaya çıktı ve mahalledeki gerilim kısa sürede yatıştı. Babam hayal ettiği sükûnete kavuşmanın sevinciyle içeri döndü. Eşyaya baktı ve gözü rüzgârdan uçuşan evraka ilişti. Tam o sırada dışarıda şakımaya başlayan karatavuğu duyduk. Evet, karatavuk. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Turdus merula&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;. İmgelemi biraz geniş olanlar o an sokakta yankılanan notaların bir aryadan makaslandığını duyumsayabilirlerdi. Bu inanılmaz hayvan hiçbir melodiyi tekrar etmiyordu, yaratıcılığı ve repertuarı sınırsız gibiydi. Doğaçlama pentatonik gamlar inip çıkan üç oktavlık sesini saatlerce dinleyebilirdim. Bu durum aklıma müziğin gücünü aşk ve manzaraların güzelliğiyle eşdeğer tutan Proust'un Vinteuil sonatı hakkında Swann'ın algı akışı üzerinden yaptığı olağanüstü betimlemelerini&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; (1)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; getirdi. Çatıdaki karatavuk, Proust'un her &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;fortissimo&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;'da piyanonun üzerindeki şamdanın mumlarını hoplatan piyanisti kadar kuvvetliydi. Gökyüzünde süzülen ses dalgaları arasında karatavuğun cümleciklerini görebildiğim izlenimine kapılmıştım. Bu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;sine materia &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;[maddi olmayan] ezgi isimlendirilemezdi, havada gözüme çarptığını sandığım cümlelerin içime işlediğini söyleyebilirim sadece. Neredeyse üç &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;kulakpasısilinmesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;dir böyle bir şey dinlememiştim (ki bu alışılmadık zaman ölçütü beş hafta ila yedi ay arasında değişebilen bir sürece tekabül eder). Tabii ki bu kısa anlatımla o anlık yaşanmışlığımın yeniden vücut bulduğunu öne sürme deliliğine kalkışacak değilim, buna ancak Marcel cüret edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aniden her şeyi donduran karatavuğun Kosova'ya gönderme yapmaması da mümkün değildi. Sırpçada "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;kos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;" olarak ifade edilen karatavuğa getirilen&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;-ova&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;" aidiyet eki, sözümona bölgeye "Karatavuklar Diyarı" ismini vermişti. Sırp milliyetçiliğinin miladı ve ulusun kurucu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;mitos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;u olarak addedilen I. Kosova Savaşı (1389) da çeşitli Avrupa dillerinde "Karatavuklar Muharebesi" olarak geçer zaten. Milliyetçiliğin doğası iyi tanındığı takdirde, tarihinin en ağır mağlubiyetlerinden birini, beş yüzyıllık direniş ateşini körükleyen bir "zafer" olarak gören bir halkın fanatiklerinin hastalığını o kadar da garipseyemeyiz açıkçası.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;---------------&lt;br /&gt;* Mevzubahis ya da mevzu-i bahs "yan apartman" yeniden yapılmak üzere satış aşamasındayken, buraya gittikçe daha fazla evsizin sığınması, önce gayrimenkulcülerin ve emlak spekülatörlerinin bu insanları kaçırmak amacıyla vahşi gece baskınları düzenlemesine, sonrasında da binayı ateşe vermeye kadar giderek planlanandan önce yıktırmalarına neden olmuştu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;"&gt;1. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;bkz. M. Proust, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Swann'ın bir aşkı&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-5376661633282367670?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/5376661633282367670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=5376661633282367670&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/5376661633282367670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/5376661633282367670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/05/kaak-geceyars-inaat-ve-karatavuklar.html' title='Kaçak geceyarısı inşaatı ve karatavuklar üzerine'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/SH5Q5DeH_BI/AAAAAAAAAEk/qvo_WWlMuwo/s72-c/kos.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-5455383235450394675</id><published>2008-05-31T07:46:00.000+03:00</published><updated>2008-05-31T22:55:36.335+03:00</updated><title type='text'>Çok yakında Blôg-u Gökşün'de</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;- Yeni Osmanlı kurgunuz: "Gökbilimci Takiyüddin ve rasathânesinin hazin sonu"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;- Beden-ruh düalitesinden yola çıkan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://onlarbenim.blogspot.com/"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;cankurbansal&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ve metafizik bir intihar mektubu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;- "&lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/bir-dizgi-hatas.html"&gt;Bir dizgi hatası&lt;/a&gt;"nın devamı tadındaki "Yalnız bir öğrencinin dairesinde sayıklamaları"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;- Anadolu'da bağ bozumu ve Bakkhantlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;- "Kaçak geceyarısı inşaatı ve karatavuklar üzerine"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;- Ve son olarak Rimbaud'nun yeni keşfedilen 1870 tarihli bir &lt;a href="http://picasaweb.google.com/gozkoray/RImbaud/photo#5206632444855557186"&gt;makalesi&lt;/a&gt; (çeviri ve yorum).&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-5455383235450394675?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/5455383235450394675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=5455383235450394675&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/5455383235450394675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/5455383235450394675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2008/05/ok-yaknda-blg-u-gknde.html' title='Çok yakında Blôg-u Gökşün&apos;de'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-3529169969077522424</id><published>2007-12-31T11:22:00.011+02:00</published><updated>2010-05-28T16:23:28.547+03:00</updated><title type='text'>Evliya Çelebi Hasköy'de ya da bir pastiş denemesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/R3gowuKw2LI/AAAAAAAAACQ/aZXHA4wcd80/s1600-h/evliya.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5149910991390169266" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/R3gowuKw2LI/AAAAAAAAACQ/aZXHA4wcd80/s320/evliya.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Sevgili üst&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ā&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'Lucida Grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ḏ&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;m Nicolas Vatin'e.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;“[...] Bosna'nın fethi henüz tamamlanmamıştı, ben de yeni nâhiyelerde nüfus sayımlarıyla meşguldüm. Kışlar sert geçiyordu. Tâ Yıldırım Bayezid zamanında alınan Stavritza köyüne yaptığım ziyarette ise tuhaf bir şekilde burada doğduğum ve küçükken devşirildiğim fikri aklımı kurcalamaya, daha sonra da kemirmeye başladı ve bu durum haftalarca sürdü [...]”*&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"Bütün Yahudilerin mezarları bu Hasköy dağlarında beyaz çakıl taşı gibi yere serilmiş yatarlar. Başka yerde olmak ihtimali yoktur. Üsküdar ve Galata'dan hep bu yere getirirler. Ancak birkaç senedir hahamları izin vermiştir. Hâkim izni ile başka yerde de maşatlık yaptılar. Bu Hasköy mezarlıkları yakınında &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İne Ayazma [εἴναι &lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ʻαγιάσμα] &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;adlı bir tatlı su vardır, mahmûm-ı ribâ'a &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;(bir tür sıtma)&lt;/span&gt; tutulan insan yedi kere içip yıkanırsa bu sıtmadan kurtulur. Rûm tâifesinin ziyâretgâhıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;"Hakîrin aşk aleminde olduğum bir cumaertesi gecesi buradaki Yahudi mezarlığı içinde "Gel tâliim gel" diye seslendim de gulyabani bir dev belirince korkumdan "Yâ Hâfız" diye haykırıp bu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İne Ayazma&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; içinde o gece &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;(124 b)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; gizlenip bî-hûş olduğum maceram; inşallah yerinde yazılır ki, yaratılmış bir kimsenin başına gelmemiştir &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;(a)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; (Evliya &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ç&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;elebi, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İstanbul Seyâhatnâmesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;, I, 1, 244, İstanbul, YKY, 2006 (2003), shf. 375).&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;Vermekten usanmadığı abartılı rakamlar, harfiyen inanıldığı takdirde insanı şehir hakkında büyük yanılgılara düşürecek ayrıntılar gibi devamını &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Seyâhatnâme&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;sinin hiçbir yerinde getirmeyeceği bu hikâye de Evliya Çelebi'nin okuyucularına oynadığı oyunlardan biri (1). On yıllar boyunca binlerce fersah kat ederek yaptığı seyahatleri bahane ederek "devamını inşallah başka bir yerde getiririm" dedikten sonra o gece başına gelenleri unutuverdiğini öne sürmek oldukça cılız ve üzerinde fazla düşünülmemiş ve sağlam dayanaklardan yoksun bir hipotez teşkil eder. Evliya Çelebi'nin oldukça kurnaz, nüktedan, ustaca inceliklere başvuran ve yazdıklarının muhtemel getirisinin bilincinde bir gezgin olduğunu okuyucuları bilir. Genellikle dini temalar kullanarak okuyucuları üzerinde belli etkiler yaratma çabalarının farkında olanlar, burada "inşallah" ifadesinin boşuna kullanılmadığını da kolayca anlayabilirler. Ama, "demek ki kısmet olmamış devamını getirmek" gibi bir kanı da oldukça safça bir yaklaşım olur, bir nevi bu pasajın gizemi hakkındaki soruları kestirip atmaktır. Kısacası, bu işi ben üstlenmeye çalışacağım. Karşısına çıkan hayalet 1633 yangınında can vermiş bir Yahudi olabilir. Ayazmanın tarihçesi hakkında konuşurlar ve kaynak üzerindeki lânet hakk&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;nda Evliya Çelebi'yi önemli bir insan olduğu için uyarmış olur hayalet. Evliya Çelebi böylece kökenlerini ve soyluluğunu yüceltir. Nüshaları özel koleksiyonlara dağılmış ve hikâyenin devamını getiren birtakım hayali elyazmaları keşfedildiği takdirde ortaya çıkacağı varsayılabilecek metnin günümüz Türkçesinde sadeleştirilmiş hali aşağı yukarı şöyle olabilirdi:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;”O gece ayazmanın hayrını görmek maalesef bana nasip olmadı. Yüzümü yuma imkânım dahi yoktu. Seyrine dalmaktan kendimi alıkoyduğum gûl konuşmaya başlayınca bir müddet sonra korkudan titreyişlerim son buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Murdehay Efendi meşhur 1633 yangınında can veren bir ihtiyarmış. Oğlu Haim tefecilikle uğraşırmış. Neyse ki bahriye te&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;şkilâtımızı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; talan eden o hayırsız tahıl tüccarlarından değilmiş. Yüzlerce insanı, haneyi, sinagogu, kiliseyi telef ve tahrip eden âfeti bu sefer görünmeyen gizli güçler falan çıkarmamıştı; muhakkak ahşap yapılaşma ve sıcak havaların bir tesiri var idi, lâkin bizzat Haim Efendi harike sebep olan ateşi Kanuncıyân Usta'n&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;n mûsikî dükkân&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;na vermişti. Usta Krikor Kanuncıyân ödemelerini hayli geciktirmişti, Haim Efendi'nin niyeti de yalnız ihtarda bulunmaktı. Yol açtığı yıkım Hasköy'ün tek Ermeni mahallesini aşarak semtin kalbini oluşturan onlarca Yahudi mahallesine kadar inmişti. Harik memurları (itfaiyeciler) yetişene dek ne yanacaksa kül olup gitmiş, mahalle sakinleri takdire şayan kûşişleriyle (çabalarıyla) yangını söndürebilmişlerdi. Ha, ayrıca Takiyüddin'in 1580'de Tophane s&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;rtlar&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ndaki rasathanesi Kılıç Âli Paşa tarafından topa tutulmadan, bu yangın konusunda etrafındakileri uyardığı rivayet olunurdu. Her şeye rağmen, yangında görülebilecek tek hayır da yine Yahudi cemaatine ilişkindi. Sefarad ve Aşkenazlar aynı sokakta bile birlikte yaşamaya yanaşmazken bir anda aynı sinagoglarda ibadet eder hale gelmişlerdi. Zorunlu bir kaynaşma olsa da, âfet döneminde aralarında dayanışma sağlanmıştı hakikaten de.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;“Haim Efendi ise ailesinin telef olduğunu öğrenince intihar etmeyi seçmişti. Kendini bu meşhur &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İne Ayazma&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;'ya atarak boğulmuştu. Dolayısıyla ayazma da o günden beri, çürüyen bedenin etkisiyle, şifadan ziyâde hastalık dağıtır olmuştu. [Murdehay Efendi de, doğumunda bir Mevlevî şeyhinin yüce bir kişi olacağını söylediği, Konstantinopolis düştüğünde Fatih'in ordusunda sancaktarlık yapan Yavuz Er Sinan'ın soyundan gelen Evliya Çelebi'yi bu konuda uyarma nezaketini gösterir.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nebîl [soylu] bir aileye mensub olduğumu bildi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ğini&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; söyleyen Murdehay Efendi'nin benden bir talebi vardı. Muhabbeti bu kadar hoş bir gûlün önceleri benden birşey istemeyecek gibi durmasını acaib bulmuştum tabii. Haim'i ayazmadan çıkarıp az ötedeki Yahudi mezarlığını bekleyen bostancıbaşına teslim etmemi istiyordu ki levâzımatçılar çağırılsın. Az önce aldığım abdestin geçersiz olduğunu anladım, gerçi ardından bir Yahudi meyhanesinde Ketehorya şarabı içmeyi düşünmüyor değildim, ama önce âb-ı hayat için gelmiştim. Pek methini duyduğum ayazmadan da mezar kazarak geri dönmemek için direnmeye karar verdim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;“İbranice konuşmaya başladım, Murdehay Efendi'yi hazırlıksız yakalamıştım. Beni korkuttuğu kadar onu hayrete düşürdüğümü söylesem yeridir. Bana ne biçim bir oyun oynarsın böyle Murdehay Efendi, madem ki dediğin kadar asilzâdeyim, dedim. Beni revani, saçma sapan konuşan biri de sanma, diyerek ona Yavedûd'un hikâyesini anlatmaya koyuldum. Fatih Konstantinopolis'i kuşatırken, Şeyh Akşemseddin Aya Sofya'da bekleyen Yavedûd isimli mübârek bir zât olduğunu görmüştü. Öldüğü gün şehir de alınacaktı. Fetih günü Aya Sofya'ya girenler nûrdan bir beden görmüşler ve Sultan namaza durmadan yeni caminin dehlizlerine naaşı gömmüşlerdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;“Ardından bir de Aya Sofya tasvirine girişecektim ki Murdehay Efendi beni durdurdu. Lafı uzatmakla beraber bana verdiği asli işlerden de kaçmaktaymışım. Beni o geceliğine rahat bırakacağını söylediğinde rahatladım. Fakat, bir türlü huzur bulamayan rûhunun elbet bir gün karşıma çıkacağını duyunca kanım dondu. O günden beri içimde hep bir endişe vardır. Yeni yüzler, mekânlar, âdetler tanıyarak bundan sıyrılmaya gayret ederim."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;_________________&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* Bkz. "&lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/10/15-yzylda-aylaklk-ya-da-ktphanede.html"&gt;15. yy.da aylâkl&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/10/15-yzylda-aylaklk-ya-da-ktphanede.html"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;k y&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/10/15-yzylda-aylaklk-ya-da-ktphanede.html"&gt;a da kütüphanede bulunamayan huzur&lt;/a&gt;".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;a. Bu cümlenin son kısmı Poe'nun yaklaşık iki yüzyıl sonra yazdığı "&lt;a href="http://classiclit.about.com/library/bl-etexts/eapoe/bl-eapoe-descent.htm"&gt;A Descent into the Maelström&lt;/a&gt;"deki ("Maelström'e Düşüş") Norveçli ihtiyarın söylediklerini anımsatıyor:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-weight: bold; line-height: 19px;font-family:Verdana;font-size:13px;"  &gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 255, 255);"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 255, 255);"&gt;About three years past, there happened to me an event such as never happened before to mortal man --or at least such as no man ever survived to tell of --and the six hours of deadly terror which I then endured have broken me up body and soul&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 255, 255);"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 255, 255);"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;1. Murat Belge'nin&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt; İstanbul Rehberi&lt;/span&gt;'nde Evliya Çelebi hakkında söylediklerini hatırlamak sanırım yeterlidir: "&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Söylediği hiçbir şeye inanmadan, ne yazdıysa okumak lâzım&lt;/span&gt;".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;EK: METNİN OSMANLICADAN TRANSKRİPSİYONU**&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:130%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="text-align: left;font-family:times new roman;"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Cem&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ī‘i Yah&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ūd ṭ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā'ifesiniñ mez&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ār-ı me&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;dist&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ānı Ḫasköy Da&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ġları'nda bey&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ż ça&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḳıl ṭa&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;şı gibi serber-zem&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;īn olup yatarlar. Ġayrı yerde olma&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḳ i&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḥtim&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āli yo&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḳdur. Üsküd&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ār ve &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ġalaṭa'dan cümle bu ma&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḥalle getirirler amm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā bir &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḳaç senedir &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḫ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḫ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;m la‘&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;īnleri i&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ẕin verüp &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ġayrı yerde da&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḫi izn-i &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḥ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ākim ile me&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ādlı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḳ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; yapdılar. Ve bu &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ḫasköy mez&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ārlı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḳ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ları &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḳurbında &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İne ayazma n&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ām bir ‘ayn-ı zül&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āl vardır mahm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ūm-ı riba‘a mübtel&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā olan &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ādem yedi kerre n&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ū&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ş édüp &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ġasl étse ısıtmadan &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḫal&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ṣ olur. R&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ūm ṭ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā'ifesinüñ ziy&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āretg&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āhlarıdır. Ḥa&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḳ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;īrin ‘&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;lem-i ‘a&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;şk oldu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ġ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ı bir ma&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḥalde bir cum‘aertesi gécesi bu ma&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḥaldeki &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yah&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ūd&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ī mez&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ārlı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ġ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ı içinde "Gel ṭ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āli‘im gel" déyü nid&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā étdi&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ġümde bir d&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;īv &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ġūl-i bey&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āb&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ān &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ẓ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āhir olup &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḫ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;avfımdan "Y&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā Ḥ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āfı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ẓ" ismiyle fir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ār édüp mezk&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ūr &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İne ayazma içre ol géce (124b) pinh&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ān olup b&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ī-h&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ū&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ş oldu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ġ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;um sergüze&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;şt-i serenc&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āmım in&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ā'&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;all&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āh ma&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḥallinde ta&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ḥr&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;īr olunur kim bir &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ferd-i &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;āfer&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;īdenüñ ba&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;şına gelmem&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;işdür.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;_________________&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=";font-family:'times new roman';font-size:100%;"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;** Kaynak: Orhan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;Şaik Gökyay (yayına haz.), &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=";font-family:'times new roman';font-size:100%;"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Evliyâ Çelebi Seyahâhatnâmesi&lt;/span&gt; (1. Kitap, 124 a-b), &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;İstanbul, &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=";font-family:'times new roman';font-size:85%;"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;YKY, 1996, shf. 176. Düzeltmeler bana ait. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-3529169969077522424?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/3529169969077522424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=3529169969077522424&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/3529169969077522424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/3529169969077522424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/12/evliya-elebi-haskyde-ya-da-bir-pasti.html' title='Evliya Çelebi Hasköy&apos;de ya da bir pastiş denemesi'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/R3gowuKw2LI/AAAAAAAAACQ/aZXHA4wcd80/s72-c/evliya.gif' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-8599539014444067057</id><published>2007-10-07T20:49:00.001+03:00</published><updated>2008-05-12T01:27:51.826+03:00</updated><title type='text'>Kayıp elyazmasının peşinde</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwkbYQgvpHI/AAAAAAAAAB8/LzheyGbcA-s/s1600-h/minyatur1silsilename.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwkbYQgvpHI/AAAAAAAAAB8/LzheyGbcA-s/s320/minyatur1silsilename.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5118652555046397042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; Bir 17. yüzyıl silsilenâmesi.&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;Yaşanan uzun süreli paniğin ardından kütüphaneciler biraz sakinleşince beni kışkışlayarak bölümün belli olmayan bir tarihe dek kapalı kalacağını söylediler. Bu olayı takip eden haftalar boyunca elimden kaçırdığım metin hakındaki araştırmalarıma hız verdim. Birçok uzmanla yaptığım konuşmalar sonrasında şu sonuçlara vardım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Elyazması tahmin ettiğim gibi sahteydi ve 17. yüzyılda Kâtib Süleyman tarafından üretilmişti. Enderun'da yetişen Süleyman, Saray'ın kâtiban sınıfının istinsahçıları arasında yer almış ve kıskançlıkla Mustafa Nâim'in Divân-ı Hümâyûn kâtipliğinden vakanüvisliğe kadar yükselişini izlemişti. Meslektaşlarının aksine, Padişah'ın beğenisine sunulacak eserleri çoğaltmak kendisini kesinlikle tatmin etmiyordu, çünkü gözü vakanüvislikteydi. Resmi tarihyazıcılığına adım atmasının mümkün olmadığını anlayınca, kendini sahte belgeler üretmeye vermişti. Dönemini sonralayan araştırmacıların bir kısmına belli konularda yanlış iz sürdürmeyi başarsa da, 18. yüzyıldan itibaren tezgâhladıkları yavaş yavaş ortaya çıkmıştı (Nâimâ'yı Mora'da kimin öldürtmeye çalıştığı ise hiçbir zaman açıklığa kavuşamadı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) 19. yüzyıl pozitivizminin gerektirdiği üzere sadece gerçekliği kanıtlanan belgeler üzerinde emek harcandığından ötürü, Kâtib Süleyman'ın meydana getirdiği belgelerin korunmasına fazla önem verilmemişti. Eyüp Sultan'ın naaşıyla ilgili metnin bahsi 1801 tarihli bir çalışmada geçiyordu, fakat bugüne kadar benim birkaç hafta önce elimde tuttuğum elyazmasını okuyan olmamıştı! Metin iki yüzyılda efsanevi bir statü kazanmış, uzun bir süre arandıktan sonra da unutulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir dönemi sürekli bir şaşkınlık haliyle geçirdim. Kütüphanede aldığım notları tekrar tekrar okudum, tüm bunlar bir hayal ürünü olamazdı! Madem iki yüzyıl sonra elyazmasını tekrar okuma şansını elde eden kişi bendim, bunu kanıtlama imkânım nasıl esrarengiz bir biçimde uçup gitmişti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Millî Kütüphane'nin 15 yy. Doğu elyazmaları bölümüne kaybolan belgenin referans numarasıyla geri döndüm ve hiçbir şey olmamış gibi gerekli kâğıtları doldurarak istekte bulundum. "Yarım saat sonra mösyö" dediler, masamda beklemeye başladım. Zaman dolduğunda gişeye geri döndüm, elyazması bulunmuştu! Hiç istifimi bozmadan hemen yerime oturdum ve kitaplığın her elyazmasına istisnasız olarak giydirilen siyah cildin kapağını çevirdim: Önümde, Bosna'da kahramanca savaşmış bir paşaya II. Mehmed tarafından Manisa yakınlarında emekliliğinde geçimini sağlayarak asker yetiştirmesi için bahşedilen arazinin, paşanın ölümüne kadar geçerli vekâletnâmesinin bir kopyası vardı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derhal bölümün sorumlusuna giderek geçen ay kaybolan elyazmasıyla ilgili gelişmeleri sordum. Neden bahsettiğimi hiçbir şekilde anlamadığını ve böyle bir hataya izin vermeyecek kadar titiz çalıştıklarını söyledi. Hikâyemi anlattıktan sonra, aynı numarayla farklı belgelere birkaç haftalık bir süreyle ulaşmış olmamda şaşılacak birşey olmadığını, çünkü envanteri yenilediklerini belirtti. Yeniden düzenlenmiş katalogları birlikte tarayarak Kâtib Süleyman'ın metnini aradık, ama nafile. Kütüphaneciler büyük olasılıkla komplo teorileriyle uğraşan ve aradıklarını bulamadan kös kös geri dönenlerden olduğumu düşünmüş olmalılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gece oldukça huzursuzdum, tüm bunların ne anlama geldiğini düşünerek sabaha karşı uykuya daldım. Gördüğüm kâbusun gerçekliği konusunda en ufak bir tereddütüm olmadı, hayal ürünlerinin gerçek hayatla bütünleştiğine tanık olduğum hayatımın bu evresinde. Lâle şeklindeki türbanı, bakımlı uzun sakalı, lacivert atlastan kaftanıyla Kâtib Süleyman konuşuyordu. "Şek ile yakîn zail olmaz (kuşku gerçeği ortadan kaldırmaz) der hukukçular, demek sende öyle mübârek bir şüphe varmış ki (senin de sayende) gerçekliğin bir parçası haline gelen sahte belgemi yok ediverdi", iğrenç bir kahkaha atarak devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yazının ve kütübün nelere kadir olduğunu gördün, tarihin akışını olmasa da gelecekteki yazımını değiştirebilirsin. Benimle olduğunu söylemen kâfi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş yıl sonra Semerkand'a gittim. Uluğ Bey medresesinin etrâfına tüneyen tarihi eser kaçakçıları yabancı olduğumu saptayınca birkaç aşamada benimle konuşmayı denediler, elyazmalarıyla ilgilendiğimi öğrendikten sonra içlerinden birini benimle yalnız bıraktılar. Bu insanlara karşı tutumum hep ikircikli olmuştur, her zaman polise haber vererek eserleri müzelere geri kazandırmakla kendim sahiplenmek arasında kalırım. Bu kez tercihim ikincisinden yana oldu. Birlikte eski şehrin sınırları içinde kalan köhne bir binanın bodrumuna indik. Birkaç yıl önce sarartılmış papirüslere çiziktirildiği çok belli olan minyatürlü hikâyelerin arasında Kâtib Süleyman'ın kayıp elyazmasına rastlayacağımı asla tahmin edemezdim. Kalbim duracak gibi oldu, ama bozuntuya vermedim, fazla heyecan bana pazarlıkta kaçınılmaz olarak kaybettirirdi. Çok fâhiş olmayan bir fiyata kotardığım belgeyle bir an önce oradan uzaklaşmak üzere yola koyuldum. Üç saat sonra izimi kaybettirdiğime emin olunca, otelime geri döndüm, ama şehri hemen terk etmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi hafta elime geçen bir gazetede, resmi makamlara Semerkand'da yıllardır kök söktüren bir tarihi eser kaçakçılığı şebekesinin tüm üyelerinin arkalarında hiçbir mesaj bırakmadan topluca intihar ettiklerini okudum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-8599539014444067057?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/8599539014444067057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=8599539014444067057&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8599539014444067057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/8599539014444067057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/10/kayp-elyazmasnn-peinde_07.html' title='Kayıp elyazmasının peşinde'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwkbYQgvpHI/AAAAAAAAAB8/LzheyGbcA-s/s72-c/minyatur1silsilename.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-3319910978007984503</id><published>2007-10-06T03:03:00.003+03:00</published><updated>2008-11-28T13:52:35.760+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='εις την πόλιν'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şeyh Akşemseddin'/><title type='text'>15. yüzyılda aylaklık ya da kütüphanede bulunamayan huzur</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwddaggvo8I/AAAAAAAAAAk/xReb5LA9uT4/s1600-h/hb_1994.232.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwddaggvo8I/AAAAAAAAAAk/xReb5LA9uT4/s320/hb_1994.232.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5118162211515114434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt; Nizami'nin Leyla ve Mecnun'undan bir minyatür, Timurlenk Afganistanı, 1432 tarihli.&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Geçenlerde Paris'te konuşlanan Millî Kütüphane'de (Richelieu siti) 15. yy. Doğu elyazmaları bölümünde, sahte olduğundan ve yanlış klase edildiğinden şiddetle şüphelendiğim şu belgeyle karşılaştım:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"İstanbul'un fethinin ardından Eyüp Sultan'ın naaşını bulmakla görevlendirilen kafilede bulunuyordum. Diğerleri bazı metinlerde bahsi geçen bölgeleri eşeleyedursun, ben arama çalışmalarının ikinci gününde, Dördüncü Haçlı Seferi'nde şehir surlarının yanı başında can verdiğini tahmin ettiğim bir askerin kemiklerini keşfetmiştim. Ne yazık ki o dönemde Karbon 14 türü yöntemlerle bu varsayımı doğrulamam imkânsızdı. İtalyan sitelerinin emrindeki paralı askerlerden olmadığından emindim yine de. Rumların sırrını yüzyıllar boyunca korumayı başardıkları, güherçile ve bitüm karışımından elde edilen ve özellikle su üzerinde kullanılan Bizans ateşiyle ("&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;græcus&lt;/span&gt;" diye de bilinir) yandığını sanıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kendisine cennette sağlanacak yerde Mesih'le kuracağı  bağlara dair boş vaatlerin etkisinde Konstantinopolis'in yolunu tutmadan, büyük ihtimalle Normandiya'daki ailesini köyün papazına emanet etmişti. Şehit mertebesine yükselişiyle birlikte köyündeki rakiplerinden en bonkör teklifi yapan da, dul bıraktığı eşini sahiplenmişti muhtemelen. Mal varlığının bir kısmı da şüphesiz ailesine seferde olduğu süre boyunca koruma sağladığı gerekçesiyle köyün papazına gitmişti, hayır işlerine harcanmak üzere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"670-72 Arap kuşatmasında burada düşen Ebu Eyüp Ensari'nin naaşını bulduğum yalanını söyleme cesaretini gösteremeyerek, kazdığım çukura kemikleri yerleştirdim ve üzerlerini toprakla örttüm; kısa günün kârı ise sabah bulduğum altın Bizans sikkeleriydi ("&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Basileus tôn Romaiôn&lt;/span&gt;"), tam 3 &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;nomismata&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sultanımızın zât-ı şâhânelerinin (El Muzaffer Daima!) erkânından fethin ertesinde geldiğini sandığı bir vahiyle bizi şehir surlarının ilk delindiği (Cenevizliler sağolsunlar) noktada Peygamberin yoldaşını aramaya yollayan şeyh, bu kez kendi gelmeye karar verdi. Aya Sofya'da kıldığı yatsı namazının ardından, imparator kapısından dünkü ılık ve hafif esintili yaz gecesine çıkarken, aniden irkilerek geri dönmüş ve Aya Sofya'da kimsenin karşı koyamadığı gibi bakışlarını yukarı kaldırdığında beliren Pantokrator İsa'nın Ensari'yi nerede bulacağını söylediğine şahit olmuştu. Bu benim Haçlı Norman'ı gömdüğümün ertesi günüydü. Şeyh eliyle koymuş gibi eski Kaligaria kapısının kuzeyinde aşağı yukarı benim Norman'ı gizlediğim noktayı işaret etti. Gösterdiği yerin açılmasını emretti ve orada bulunanlar gözlerine inanamadılar. Şeyh böylece Başmüneccimliğe terfi etmişti. Neyse, hikâyenin geri kalanını biliyorsunuz, daha sonra önemli bir hac yeri haline gelecek türbenin inşası, vesaire vesaire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şeyhin çıkarttığı kemiklerin Norman'a ait olup olmadığını doğrulamak üzere Ayvan Saray tarafından şehir surları dışına çıkmaktan her zaman istinkâf ettim. Bu tedirgin edici konuyu müphemiyette bırakmak en iyisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kendimi din dışında neyi tinsel bulduysam ona verdim. Mûsikîyle uğraştım. Bir sonraki senenin Safer ayında "Bir beste olarak ezan: diyanet işleri dışı bir tetkik" başlıklı bir risâle kaleme aldım. Bol olan boş vaktimde risâlemin nüshalarını mümkün mertebe çoğaltıyor, daha sonra da müsait ve tenha oldukları vakitlerde (bu tam da Rumların "&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;kairos&lt;/span&gt;" dedikleri şey olsa gerek) camilere sızıyor, imamın odasındaki elyazmalarının arasına usûlca bırakıveriyordum. Ulemâ ile başımın derde girmesi için fazla beklemem gerekmedi. Karşısına çıkarıldığım Galata kadısı beni Sırbistan cephesine (kışın ortasında) sürülmekle cezalandırdı*. Huzurlarından çekilirken, rahmetli pederimi tanıdığı için (Edirne'de aynı medreseye gitmişlerdi) bir defalığına müsamaha göstererek bu hükme vardığını ekledi [...] "&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün boyunca hiç rastlamadığım bir kütüphaneci başımda dikilmiş, kapanış saatinin geldiğini haykırmaktaydı. Gerçi hakkı vardı, ama okuyamadığım bölümlerin fotokopisini çekmeme izin vermesini beklerdim en azından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ay sonra okumama geri dönebilmeyi umarak 15. yy. Doğu elyazmaları bölümüne tekrar gittiğimde, önce özel iznimle ilgili sorunlar çıkarıldı. Geçen defa teslim etmek zorunda bırakıldığım elyazmasını tekrar istediğimde, yaklaşık bir saat boyunca günün ilk okuyucusu olduğum salonda kütüphaneciler arasında büyük bir kaos yaşandı. Neler olduğunu sorduğumda, önce cevap vermek istemeseler de, sonunda göz atmak istediğim eserin kaybolduğunu itiraf etmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007/10/kayp-elyazmasnn-peinde_07.html"&gt;Devamı&lt;/a&gt; yakında)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;______________&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;*bkz. "&lt;a href="http://gozkoray.blogspot.com/2007_12_01_archive.html"&gt;Evliya Çelebi Hasköy'de&lt;/a&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-3319910978007984503?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/3319910978007984503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=3319910978007984503&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/3319910978007984503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/3319910978007984503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/10/15-yzylda-aylaklk-ya-da-ktphanede.html' title='15. yüzyılda aylaklık ya da kütüphanede bulunamayan huzur'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwddaggvo8I/AAAAAAAAAAk/xReb5LA9uT4/s72-c/hb_1994.232.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-4294261231666102667</id><published>2007-10-05T01:06:00.000+03:00</published><updated>2008-01-19T18:39:35.535+02:00</updated><title type='text'>Fütürizm* üzerine düşünce fragmanları</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwV0CQgvo7I/AAAAAAAAAAc/IjHQJ3SkpTE/s1600-h/Gino-Severini---Treno-in-ve.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwV0CQgvo7I/AAAAAAAAAAc/IjHQJ3SkpTE/s320/Gino-Severini---Treno-in-ve.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5117624133717304242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt; Gino Severini, Silahlı tren, 1915.&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;- [...] zaman ve mekânı bireyden bağımsız, aşkınsal (transandantal), zorunlu ve objektif bir gerçeklik olarak değerlendirmek pek de tutarlı sayılmaz, çünkü tam aksini kanıtlamak da mümkün. Zaman ve mekânın gerçekliği ve varlığı, zaten bireysel algının kendi öznelliği sayesinde gerçeklik kazanmakta. Yani, evrensel olan bu gerçekliğe ve sonsuzluğuna asgari düzeyde bir nesnellikten dahi yoksun olarak ulaşılabilir. İnsan her ne kadar sonlu bir varlık halinde ortaya çıksa da, varoluşu sonsuz nitelikteki zaman ve uzamın kaçınılmaz bir parçası. Dolayısıyla, sanatsal yaratımı da öyle kabul edilebilir. İster istemez sonsuzlukta konumlandırılan bireysel yaratıcılığın da, kendini güçlendirmek adına her türlü gerçekliği mümkün kılan ve sübjektif algı tarafından varolması sağlanan zaman ve uzamdan kendini soyutlamasının pek bir manası, daha doğrusu imkânı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Fütürizmin günümüzdeki uzantıları, Maleviç tablolarının ya da Mayakovski şiirlerinin çok daha ötesinde. Bu düşünsel plandaki bir tür kalıtsallık. Basit bir fikirler tarihi arkeolojisi yürütüldüğü takdirde, günümüzde Shoah'nın ya da insanlığa karşı  işlenmiş diğer suçların inkârının, "insanlığın" tek ilacının savaş olduğunu savunan ve İtalyan faşizmiyle sıkı bir işbirliğinde bulunan ilk dönem fütüristlerinin tüm geçmişi imha etme çabasıyla büyük benzerlikler taşıdığı görülecektir (Mussolini'nin Roma İmparatorluğu'nun ihitişamını geri getirme arzusuna değinilerek kısmen haklı bir itirazda bulunulabilir, ama faşizmin baştan aşağı yeni bir insan yaratma hırsı unutulmamalı). [...] geçmişin içeriğinin ve yaşanan ana tesir etmekte olan sonuçlarının lağvedildiğine inanmak, en iyi ihtimalle kendine birtakım masallar anlatmaya çalışmakla özdeşleşebilir. Mutlak olgular ve tarihsel bellek üzerinde girişilen deformasyon, inkâr, çarpıtma, hiçe indirgeme çabasının tahribatı özellikle vicdanlar, masum dimağlar ve bulundukları anı yaşamaya çalışanlar için devasa boyutlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ancak fütürizm, sadece ilerleme adına kendini sürekli bir yenileme ve gelişme sürecinde bulunan, insanlığa hizmetin fazlasıyla ötesindeki teknolojinin süratiyle ilgili iddialarında büyük ölçüde haklı çıktı. Sınırsız ve ebedi, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin düşünce ve siyaset için erişilmez bir hale gelen ve ancak onlarca yıl geriden takip edebildiği sürati bu. [...] öncelikli varoluş nedeni ilerleme için ilerleme olan ve saldırgan bir yayılmacılık izleyen ve dünyayı görece düzeyde şekillendirmekte olan türde bir teknoloji söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- [...] 1909 bildirisinden bir yy. sonra bugün fütürizm, yıkımını kurduğu tarihin bir parçası artık. Başka türlü dendikte, günümüzde yeni bir akım, benzer bir tutum sergilemek istese, kurtulacağı ve yerle bir edeceği geçmişin bir parçası da aynı projenin öncüsü fütürizm olurdu. [...]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;____________________&lt;br /&gt;* Burada Marinetti'nin 20.02.1909 tarihinde "Le Figaro"da yayımlanan "Fütürizm Manifestosu"nun belli maddeleri esas alındı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-4294261231666102667?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/4294261231666102667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=4294261231666102667&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/4294261231666102667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/4294261231666102667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/10/ftrizm-zerine-dnce-fragmanlar.html' title='Fütürizm* üzerine düşünce fragmanları'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwV0CQgvo7I/AAAAAAAAAAc/IjHQJ3SkpTE/s72-c/Gino-Severini---Treno-in-ve.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-1182368909285744937</id><published>2007-10-04T20:01:00.000+03:00</published><updated>2008-06-04T02:30:26.126+03:00</updated><title type='text'>Türk devlet geleneğinin devamlılığı ve hâlâ güncelliğini koruyan bir dörtlük</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwkSJwgvpGI/AAAAAAAAAB0/0eh2xYKPxzY/s1600-h/TendurekMountain20001.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwkSJwgvpGI/AAAAAAAAAB0/0eh2xYKPxzY/s320/TendurekMountain20001.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5118642410333643874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Belimizde kılıcımız kirmâni&lt;br /&gt;Taşı deler mızrağımın temreni&lt;br /&gt;Hakkımızda devlet etmiş fermanı&lt;br /&gt;Ferman padişahın dağlar bizimdir&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                       Dadaloğlu&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-1182368909285744937?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/1182368909285744937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=1182368909285744937&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/1182368909285744937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/1182368909285744937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/10/trk-devlet-geleneinin-devamll-ve-hala.html' title='Türk devlet geleneğinin devamlılığı ve hâlâ güncelliğini koruyan bir dörtlük'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwkSJwgvpGI/AAAAAAAAAB0/0eh2xYKPxzY/s72-c/TendurekMountain20001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-7515404369774200406</id><published>2007-09-25T01:15:00.000+03:00</published><updated>2008-01-20T15:21:17.252+02:00</updated><title type='text'>Bir dizgi hatası</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rvrm6LbX7eI/AAAAAAAAAAU/IuAbH1WuNJA/s1600-h/fig067.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rvrm6LbX7eI/AAAAAAAAAAU/IuAbH1WuNJA/s320/fig067.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114654214007025122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Kâh yağmur vardı, kâh karanlık dışarıda. Kapıyı çalan arkadaşımı içeri almakta hiç de acele etmediğimi hatırlıyorum. Sırılsıklam yağmurluğundan yerlere akan su damlacıkları ve gökgürültülü gecenin sokaklarından getirdiği çamurlu ayak izleri apartman görevlisini hiç de memnun edeceğe benzemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çatı katındaki dairemde kabuğuma çekileli birkaç hafta olmuştu. Dış dünyayla ne ölçüde kesebildiğimi kestiremediğim bağlantılarıma bu ziyaret yeniden hayat vermişti ne olursa olsun. Kendimi son zamanlarda göreceli olarak daha üretken ya da daha az steril bulmaktaydım yine de, gizemli bir hava verme çabalarımın boşa çıktığı bu münzevi dönemimde. Şubat ayında çıkagelen bahar havası içimi ısıtmalıydı aslında, fakat böyle bir ihtiyaç hissetmiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçeri buyur ettiğim arkadaşımla birbirimize pek bir söz söylemeden, sanki üzerine düşünülebilecek tüm varoluşsal sorunlar hakkında yeterince kafa patlatmış ve mümkün olan tüm bilgilere ulaşmışçasına bir süre bakışarak o günkü ikinci sigara paketimi bitirdik. Masamdan kalkıp aynada kendine baktı uzunca. Hayır, kendini seyretmekten zevk aldığından ya da ben gerçekten ben miyim diye aptalca bir soru sormak için değil. Olmak istediğine ulaşmaktan ne kadar uzak olduğunu görmek istiyordu. Her zamanki yağlı ve kepekli saçları, belli belirsiz uzayan sakalı ve tüm yalnızlığıyla karşımızdaydı. Aynada hemen yanında yerimi aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkimizden de ayrışan bir parça yoktu, kendimizi ötekilerde gördüğümüz gerçeğini saklamayı beceremiyorduk sadece. Sıkıntılarımızı diğerlerine yansıtmayı beceremediğimiz gibi. Bana sahip olmak istediği sevgilinin hayaliyle yaşamanın ne kadar güçten düşürücü olduğunu anlattı. Onu dinlemeye koyuldum: "Sahip olmayı kurduğum sevgilinin hayaliyle yaşamak beni güçten düşürüyor. Somut bir adım atmaksa kolay değil, ama boş hayaller ve yanılsamalarla daha fazla devam edemeyeceğimin farkındayım. Bu kuru cümlelerin ve görünürdeki mutluluğumun ötesinde saklı büyük sorunlara sahip olmalıymışım gibi geliyor. Sanırım daha fazla içime kapanmanın peşindeyim. {...} Kadınları tanıma çabasına girmekten vazgeçtim, kaç tanesini daha unutmam gerektiğini düşünüyorum şimdi, yeni bir birlikteliği mümkün kılmak adına. {...} Aradıklarım odamda değil, tabii ki dışarda. Bencilliğimi ve kendimi tatmin etme uğraşlarımı önemliymiş gibi göstermeyi bırakıp, kurtulamadığım bu boşluk ve sonsuzluğa yoğunlaşmalıyım. Norveç'e Munch'un izlerini takip etmeye gitmeliyim. Yalnızlığımı, doğanın sessizliğini, her ilişkide kendimi kurban olarak konumlandırışımı, boğucu kalabalıkların taşıdığı hikâyeleri düşünmeye ihtiyacım var."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimden geldiğince anlayışlı olmaya çalıştım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Güzel. Orjilerde aradıklarını bulamaman beni rahatlattı doğrusu. Aşk bir hedefse eğer, burada sahiplenme dürtüsünü sezinlediğinde arkana bakmadan kaçman gerekir. Demek istediğim, çözüm benliğini sevginden soyutlamakta olabilir. Herhangi bir aidiyetin yokluğunda toplu cinsel eylemlerde bulmaya çalıştığın ve daha evrensel bir boyutta olduğunu varsaydığın mutluluğu mutlak bilinmezlerde aramaya da lütfen kalkışma. Evet, burada ölümü kastediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omuz silkmekle yetindi. Zaman ve uzamdan bağımsız, kendine yeter bir boyutta yaşadığımıza inanmakta her zamankinden daha ısrarcıydı.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-7515404369774200406?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/7515404369774200406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=7515404369774200406&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7515404369774200406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7515404369774200406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/bir-dizgi-hatas.html' title='Bir dizgi hatası'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rvrm6LbX7eI/AAAAAAAAAAU/IuAbH1WuNJA/s72-c/fig067.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-2469304152456521261</id><published>2007-09-13T00:01:00.000+03:00</published><updated>2008-01-20T15:21:00.942+02:00</updated><title type='text'>Genç bir dişçiye mektup</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwfdCwgvpBI/AAAAAAAAABM/EEM7l8IqKFk/s1600-h/medium_urinoir_de_marcel_duchamp.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwfdCwgvpBI/AAAAAAAAABM/EEM7l8IqKFk/s320/medium_urinoir_de_marcel_duchamp.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5118302540981576722" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;"Meslekler ya sanat kökenlidir ya da bilim. Sanatçılar estetik için uğraşır. Onların fonksiyon kaygıları yoktur. İçimizde güzel duygular uyandıran Venüs heykelinin bir bardak su getirmesini kimse beklemez. Bilim adamlarıysa bizim hoşumuza gidip gitmemesiyle ilgilenmeksizin sadece gerçeği bulmakla meşguldür. Sonra da bulduklarını insanlık yararına fonksiyonel hale getirmeye çalışırlar. Estetik pek dertleri değildir {...} diş hekimliği denen bu eşi benzeri olmayan meslek, sanatla bilimi buluşturur. Diş hekimi hem sanatçı hem bilim adamıdır. {...} Dişlerden önce ruhlara dokunur. {...}" gibi ifadeler kullanarak gelecekte muhtemelen icra edeceği meslek olan dişçiliği kendine göre de son derece haklı nedenlerden ötürü yücelten bir arkadaşıma yazdığım cevap metninin tamamını aşağıda aktarıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Öncelikle severek yapacağın mesleği şimdiden seçmiş oluşunu görmenin çok sevindirici olduğunu söylemek istiyorum.&lt;br /&gt;Eğri oturalım doğru konuşalım gibi saçma bir cümle sarfetmek ya da bilim ve sanat dallarının Aristocu bir sınıflandırmaya tâbi tutuluşunun ne kadar anakronik olduğunu açınlayarak ukalâlık yapmak bir yana, sanatla bilimi buluşturma çabana eklemek istediğim birkaç şey var; belli kavramsal incelikleri ve fark edilmesi pek de kolay olmayan bazı çelişkileri biraz açmaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak, sanatçının bilimadamına kıyasla muazzam bir özgürlük alanına sahip olduğunu biliyoruz. Bilimadamının ve daha tikel bir düzlemde dişçinin kendini soyutlayamayacağı ve yaratıcılığının sınırlarını belirleyen birtakım nesnel veriler (öznelliğinin sınırlılığının nesnel bir olgu oluşu göz önünde bulundurulursa) söz konusu. Oysa, soyut sanatın mümkün tanımlarından birçoğu bu sözümona olgunun inkârına dayanmakta. Bu noktada dişçinin bir hekim olarak hastalarına karşı belli başlı ahlâkî yükümlülüklerinden bahsedebiliriz. Buna karşın sanatsal yaratıcılıktaki serbestlik her tür etik dayatmadan kendini bağımsız kılabileceği (ve kılması gerektiği) gibi, bu alandaki özgürlüğünü yalanı özümsemeye ve daha ötesine götürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun ardından, sanattaki işlevsellik (fonksiyon) kaygısı sorunsalına kısaca değineceğim. Sosyal bilimlerde fonksiyonalist tezler 20. yüzyılın üçüncü çeyreğinden beri geçerliliklerini yitirmiş olsalar da, sanat eserleri için herhangi bir sonluluk teşkil etmeyen işlevsellik konusundaki görüşler oldukça göreceli ve tam bir fikir birliğine varmaktan uzak olarak kabul edilebilir. Göz zevkini ve sezgisel ve ani estetik bilgisini geliştirmenin herhangi bir işlevsellik taşımadığını olumlamak pek de kolay değil. Sanat eserlerini gözlemlemenin ötesinde doğru da algılamanın öneminden ileri gelen bu olgu, sanatta yaratımın özünde olmasa bile, bu sözümona (sanat için hiçbir şekilde bir amaç oluşturmayan) işlevsellik sanat eserinin aleniyetinin beraberinde getirdiği sonuçlardan ayrılamaz diye düşünüyorum. Burada karşı bir görüş belirtmek için Marcel Duchamp'ın öncülüğünü yaptığı "ready-made" nesnelere (bkz. Duchamp'ın "Richard Mutt" adıyla 1917'de imzaladığı pisuvarı) dayalı kavramsal (konseptüel) sanattan bahsedilebilirdi, ama bu kadarıyla yetiniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimin nesnel ilkelerine ve bulgularına dayalı bir meslek icra ederken dahi, insanın kendi öznelliğinin sınırlarının dışına çıkmasının mümkün olmadığını dikkate alırsak, bir dişçinin öznel yaratımının payının, mesleğinin işlevselliğine oranla pek bir önem taşımadığı söylenebilir. Amma ve lâkin, burada senin dâhiyâne inisiyatifin devreye girerek, tıbbi alanda meslek aşkından ve ilk günün coşkusundan ileri gelen şairaneliğin, tinsel ve yaratıcı çabaların pekâlâ mümkün olduğunu vurguluyor. Bu son cümlemin herhangi bir işlevi varsa şayet, bu da seni teselli etmesidir."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-2469304152456521261?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/2469304152456521261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=2469304152456521261&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2469304152456521261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/2469304152456521261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/gen-bir-diiye-mektup.html' title='Genç bir dişçiye mektup'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwfdCwgvpBI/AAAAAAAAABM/EEM7l8IqKFk/s72-c/medium_urinoir_de_marcel_duchamp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-1320468273891209672</id><published>2007-09-12T20:06:00.000+03:00</published><updated>2008-01-20T15:20:27.492+02:00</updated><title type='text'>Bu bir yıldönümü</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwfe7ggvpEI/AAAAAAAAABk/CVetRxuDtrc/s1600-h/allende+moneda+11:09:73.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwfe7ggvpEI/AAAAAAAAABk/CVetRxuDtrc/s320/allende+moneda+11:09:73.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5118304615450780738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Bugün alışılmışın dışında bir stil kullanıyorum (yıllardır yazdığımı iddia ettiğim sanılmasın, kendimi alıştırdığım tarzın dışına çıktığımı söylemek istiyorum). Zaten bugün herhangi bir gün de değil. Salvador Allende ve hükûmetine karşı 1973'te alçakça yapılan darbenin yıldönümünü (11 Eylül) sonralayan başka bir darbenin yıldönümündeyiz. Şili'de ne yazık ki gerektiği gibi yargılanamadan geberen Pinochet'nin ölümünden sonra ilk kez darbenin ve askeri diktanın kurbanları anıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekliliği halen sağlanmaya çalışılan 12 Eylül'e karşı gözlerimi açmış olsam ve devasa bürokratik engellerin karşısında en azından düşünsel boyutta direnç göstersem de, bunlar elbette yetersiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın geçmişte insanları idam etmek için yaşlarını büyütme cüretini göstermiş bağımlı yargı sisteminin çağ atlayarak kendilerini yargılayıp mahkûm edeceği güne kadar günümüzde halen yaşamayı becerebilen Evren ve birtakım darbe arkadaşlarının Pinochet gibi gebermemelerini temenni ediyorum. Bu gerçekleştiği takdirde kazanılmış tarihi ve simgesel bir zafer olarak addedilebilir, öyle de olacaktır. Fakat, faşizme (bu kelimenin enflasyonuna tepki göstermekle birlikte, mevzu-i bahs konuda farklı bir ifade kullanabilmem mümkün değil) karşı verilecek en kritik mücadele iç dünyalarda gizlidir, gündelik hayatın sıradanlığından ve duyarsız olunanlardan geçer; çünkü Bachmann'ın dediği gibi "faşizm atılan bombalarda başlamaz, iki kişi arasında başlar".&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-1320468273891209672?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/1320468273891209672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=1320468273891209672&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/1320468273891209672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/1320468273891209672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/bu-bir-yldnm.html' title='Bu bir yıldönümü'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwfe7ggvpEI/AAAAAAAAABk/CVetRxuDtrc/s72-c/allende+moneda+11:09:73.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-7532155151392700570</id><published>2007-09-11T01:19:00.000+03:00</published><updated>2008-01-20T15:20:08.799+02:00</updated><title type='text'>Konu dışı serbest çağrışım veya kadavralar üzerine</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwff4wgvpFI/AAAAAAAAABs/NvbfSMwsfJk/s1600-h/cadavre+exquis.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwff4wgvpFI/AAAAAAAAABs/NvbfSMwsfJk/s320/cadavre+exquis.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5118305667717768274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Lacan'ın bahsettiği, mutlaka bir yolunu bulup geri dönecek olan "usûlüne uygun gömülmemiş ölüler" ile Fransızcadaki "dolaba saklanan cesetler" (ilgilenenler için “les cadavres dans le placard“) deyişi (bir nevi halı altına süpürülmüş sorunlar silsilesi) arasındaki fark nedir? Tüm bunlar işte bu soruyla başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözümona ifadeleri simgesel ve reel bağlamda incelemek pekâlâ mümkün. Ölüye karşı duyulması beklenen saygıya vurgu yaparak ne bir yere varabilir, ne de bu karşılaştırmanın güçlüklerinden sıyrılabiliriz. Her iki durumda da, ancak geçici olarak hasıraltı edilebilmiş sorunların er ya da geç su yüzüne çıkmaları söz konusu. Usûlüne uygun gömülmemiş ölülerde kalıplaşmış davranış biçimlerine çok vahim boyutlarda olduğu varsayılabilecek bir uygunsuzluk olsa da, ölülerin gömülü oldukları yadsınamaz. Usûlüne uygun gömülmemiş ölüler geri döndüklerinde, bu bir ölçüde kişisel intikamları olmakla birlikte, levazımatçıların veya ailelerinin kendilerine bilinçsizce ve sorumsuzca kazdıkları kuyuya düştüklerinin de apaçık bir göstergesidir. Dolaba saklanan cesetler ise büyük oranda ihmalkârlık ve sonuçları önceden kestirilememiş devekuşu politikalarından ötürü (burada biyolojik veya kimyasal faktörlere hiç girmeyeceğim, havasız ortamda oluşan çürütücü, bakteriyel ve asalak bilumum unsurun hücreleri yavaşça dağıtışından ve bu süreci hızlandırıcı aseptik etkiye sahip asit türlerinden hiç sıkılmadan bahsedebilecek olsam da) bir müddet sonra kokuşmaya başlarlar. Burada son derece basit bir saptamada bulunulabilir: dolaba saklanan cesetlerin asıl derdi gömülmektir ve gömütsel uzama geçiş için öncelikli olarak herhangi bir usûl arayışı içinde kesinlikle değildirler. Bu aşamada yüzlere çarpması, kafalara dank etmesi gereken nekropol özlemidir, kabristan arzusudur, olmayanın arayışıdır, ve bu bağlamda verilen mesaj imkânlar dahilindeki tek olasılık gibi görünen kokuşma olgusu sayesinde iletilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usûlüne uygun gömülmemiş ölüler daha çok bilinçaltıyla ilintili vicdani bir baskı oluşturmakta ve her tür, yerli yersiz zombi korku ve fantezilerini beslemekteyken, dolaba saklanan cesetler kendinden soyutlanılması neredeyse namümkün bir somut olgu teşkil etmektedirler, yani bazı koşullarda içgörüye başvurmak gerekebilir. Kısacası, ilk durumda elimizde ahlâki ve zahiri bir görünüme sahip, mütemadiyen inkâr edilen bir ikilem varken, ikinci durumda ise tamamen kurtulunması gereken ve nasıl başa çıkılacağı da pek bilinemeyen, misafirlere "bu hafta iç çamaşırlarını yıkadığından emin misin?" sorusunu sordurabilecek pratik problemlerle karşı karşıyayız.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-7532155151392700570?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/7532155151392700570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=7532155151392700570&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7532155151392700570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/7532155151392700570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/konu-d-serbest-arm-veya-kadavralar.html' title='Konu dışı serbest çağrışım veya kadavralar üzerine'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwff4wgvpFI/AAAAAAAAABs/NvbfSMwsfJk/s72-c/cadavre+exquis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-4881568313282785131</id><published>2007-09-09T02:10:00.000+03:00</published><updated>2008-01-20T15:18:58.776+02:00</updated><title type='text'>Sokaktaki adam</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwfXfwgvo9I/AAAAAAAAAAs/2pnoekYyDs0/s1600-h/Man+in+crowd.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwfXfwgvo9I/AAAAAAAAAAs/2pnoekYyDs0/s320/Man+in+crowd.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5118296442128016338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Onun için sokakta yürümek (birçok insanın beyinciğini kullanarak rahatça yerine getirebildiği bir eylem) büyük bir sorundu, huzurunu kaçıracak ve beynini saatlerce meşgul edecek derecede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek başınayken, sık sık gün içinde, insanların caddelerde topluca, her zamanki gibi kayıtsızca yürüdükleri ve bir yerlere yetişebilmek için acele ettikleri veya böyle yapıyormuş gibi göründükleri bir günde, önünde yürüyen insanları geçebilmek için çabalayıp duruyordu, kendini rahatsız eden birşey vardı. Önünde yürüyenlerin kendisi tarafından izlendiklerini düşündüklerini sezinleyerek, bu garip düşüncenin yersiz çıkması için önünde kaldırım taşlarını rahatça görmeyi arzuluyordu. Nedense her zaman olmayanı arzuladığını, yapmakta olduklarını hiçbir zaman arzulayarak yaşamını sürdüremediğini hatırlayıverdi birden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tuhaf adamın peşinden gelenleri göz ardı etme hatasına da düşmemek gerekir. Bu insanların varlığı da ona takip edildiği hissini verirdi. Bu da tempolu ve sürekli yönünü değiştirerek yürümesine yol açıyordu. Sık sık tek başına yürüdüğü gibi, bazı bazı arkadaşlarıyla sokakları arşınlamak zorunda kalabiliyordu. Dostları rahatlamasını sağlasalar da, yanlarında birilerine çarpmadan yürüyebilmesi pek kolay olmuyordu. Bir keresinde istemeden çarptığı bir adamın hunhar omuz darbesi tarafından karşılanmış ve loş bir caddenin çamurlu zeminiyle acılı bir temas yaşamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman dışarı çıksa, kendi kendine yarattığı, önemsiz görünen, fakat tüm gününü mahveden bir sorunla karşılaşıyordu.&lt;br /&gt;Bu konuda birkaç kişiyle konuştu, ama verilen tavsiyeler işe yarayacak türden değildi. Ellerini ceplerinde tutması, kaldırım taşlarını sayması veya derin nefes alarak yürümeye devam etmesi gerektiği gibi, aptalca bulduğu ve daha önce de muhtemelen denediği tüm bu çözümsüz çözümler umursamazlıkla söylenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyfi yerindeyken, genelde müzik dinlerken, hava şartlarına uyum sağlamış ve etrafında gördüklerine hayran kalabilirken,&lt;br /&gt;takıntılarından soyutlanmayı başarabiliyordu. Bunu her zaman yapabilmesi pek mümkün görünmediğinden kesin bir çözüm üretmeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda günleri sayılı saplantılarını yenmeyi başardı, takıntılarının tüm kozlarını kendine karşı kullanarak, herhangi bir dış mihraka başvurmaksızın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önünde yürüyenlerin arkalarında varlığını duyumsadıkları anda, takip edildikleri için paniğe kapılacakları ve kendisinden bir an evvel uzaklaşmak için büyük bir çaba göstereceklerine inanmıştı. Bulunduğu içinden çıkılmaz durumu yaratan paranoyasından kurtulmayı, bu yersiz korkulara aslında ötekilerin sahip olduğuna kendisini ikna ederek becermişti. Gerçekten de (bir devekuşunun olup olmadığı önemsiz) kafa sağlığına kavuşabilmişti, gerisi ötekilerin sorunuydu.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-4881568313282785131?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/4881568313282785131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=4881568313282785131&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/4881568313282785131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/4881568313282785131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/09/sokaktaki-adam.html' title='Sokaktaki adam'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/RwfXfwgvo9I/AAAAAAAAAAs/2pnoekYyDs0/s72-c/Man+in+crowd.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8610903563809718187.post-1212181791892032010</id><published>2007-08-25T18:28:00.000+03:00</published><updated>2008-06-04T02:28:36.555+03:00</updated><title type='text'>Kâbus istasyonları</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwfa0wgvo_I/AAAAAAAAAA8/40CryoPH7Pc/s1600-h/death-bruegel.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwfa0wgvo_I/AAAAAAAAAA8/40CryoPH7Pc/s400/death-bruegel.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5118300101440152562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;"Tarih, uyanmaya çalıştığım bir kâbustur."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;                                          James Joyce&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk ve bulutlu bir Paris sabahında, babamın bir arkadaşından ödünç aldığı arabada,bir yolculuğa başladığımı hatırlıyorum. Babam, daha önce hiç görmediğim, geniş, gri ve kasvetli binaların bulunduğu,bomboş ve upuzun bir sokağa saptı. Bu sokağın sahipliğini, büyük bir ihtimalle işçiler ve göçmenler üzerlerine almışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir şoför olduğu izlenimini bende o güne kadar bırakmış olan babam, direksiyonu bir sağa bir sola kırarak, yol kenarındaki duba ve çöp tenekelerini büyük bir kayıtsızlıkla deviriyordu. Yolculuk boyunca ona ilk kez bir şey söyleme ihtiyacı duydum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Baba, lütfen hemen dur! Ben bile senden daha iyi kullanabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir şey yok, kes sesini lütfen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey, yeniden eski ve sıradan haline döndü. Bu sokağın daha ne kadar süreceğini kendime sorarken; gözüme sol tarafımızda kurulmuş tahta bir perde ilişti. Tam bu sırada, babam gaza basarak bu tahta perdeyi yıktı. Perdenin arkasındaki insanları fark edince bir çığlık atarak babamın onları ezmesini engellemeye çalıştım. Fakat, bu çığlık, üç insanın ezilmesini önlemek için fazla aciz kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalığın buna karşı hiçbir tepkisi olmadı. Bu insanlar, ellerinde pankartlarla, sağanak yağış altında, vebadan ölen yakınları adına geleneklere uygun cenaze törenleri yapılması için çabalıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde okumakta olduğum, Camus’nün &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Veba&lt;/span&gt;’sında geçen felaketin dehşet verici boyutlarını yeni özümsemeye başlıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamla birlikte yaptığım tatsız araba yolculuğuna geri dönelim. Ona protestocuları ezmeye hakkı olmadığını, kendisini tanıyamadığımı, berbat bir iş yaptığını söylememin, umursamazlığı üzerinde hiçbir etkisi olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz ileride, sarı ve turuncu renkteki büyük torbaların bir arabaya yüklendiğini gördüm. Arabayla biraz yaklaşınca, bu torbaların içinde veba kurbanlarının bulunduğunun ayırtına vardım. Bu anda duyduğum dehşeti ve Camus’nün anlattıklarını daha iyi algılamanın üzerimde yarattığı şok etkisinin boyutlarını anlatamam. Aniden, kafamın içinde bir ses duydum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu olanların sona ereceğinin ve gerçekdışılığının farkındasındır. Bu yüzden sana istediğimiz kadar acı çektireceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi bir anda arabanın dışında, bu bitmez tükenmez sokağın ortasında buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldırıma oturup, kendime gelmeye çalışırken, sokağın karşısında kahverengi gömlekli, kıvırcık sarı saçlı bir adamın beni çağırdığını gördüm. Ona yaklaşmamla gömleğinin üzerindeki gamalı haçı fark ettim. Karşımdaki kahverengi vebaydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni, önünde durduğumuz apartmana soktu. İçeri girdiğimde, burasının bir lokanta olduğunu anladım. Üzerlerinde çatal, bıçak ve bardakların dizili olduğu, yeşil örtülü masaların oldukça sıkışık gösterdiği tenha yemek salonuna, girişteki merdivenlerden bir süre baktım. Sonra, üst katlara çıkmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahtadan yapılmış, bordo renkli merdivenlerden çıkarken, her katta, kahverengi vebanın buradaki tek temsilcisi olduğuna inanmak istediğim adamla karşılaşıyordum. Bir bakışmadan sonra hemen gözden yitiyordu. Beni hiçbir yere götürmeyen merdivenlerdeki onuncu karşılaşmamızdan sonra, kendisinden hiç beklemediğim bir kibarlıkla ve düzgün bir Fransızcayla, tuvaletleri görmeyi arzu edip etmediğimi sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç düşünmeden olumlu yanıt verdim. Onun kaz adımlarına uyarak, geçtiğim yerlere dikkat etmeden yürürken, tuvalete gitmeye gerçekten ihtiyacım olduğunu anladım, ve yine o sesi duydum. Bana takip ettiğim bu adamın benimle çok yakın gelecekte girmek istediği eşcinsel ilişkiye hazır olmak zorunda olduğumu söylüyordu. Bunu pek ciddiye almadan, kendi kendime mümkün olabileceğini söyledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni bir kapıdan içeri itip, bir daha geri dönmemek üzere ortalıktan kayboldu. İçeride, gözlerimi alan bembeyaz bir ışık ve bayıltıcı bir alkol kokusu vardı. Bir süre gözlerimin ışığa alışmasını bekledikten sonra sola döndüm; siyah beyaz parke taşlarından oluşan zeminin üstünde, siyah lekelerle kaplanmış bembeyaz duvara dayalı, beş tane siyah ameliyat masası gördüm. Sağ tarafta ise, üzerleri sarı ve kırmızı lekelerle kaplı beyaz çarşafların üzerlerine örtülmüş olduğu bedenleri gördüm. Bunlar vebanın kurbanlarıydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzü halen açıkta olan ve çok kısa bir süre daha yaşayabileceğini anladığım, kalın ve kara kaşlı, kel, orta yaşlı, iki elinde de henüz ölmüş birinden veya kendisinden çıkarılmış kanlı organları sıkıca tutan, yüzünde büyük bir anlamsızlığın hakim olduğu bir adam, yanı başımda hafif bir inilti çıkararak, kana buladığı, siyah, tahta masada uzanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözümle pisuarları aramaya başladım. Birkaç adım ötemde bulunan bedenlerin kime ait olduğuna bakma cesaretini kendimde bulamıyordum. Odanın diğer ucunda, paslanmış üç pisuar gözüme ilişti. Biraz yaklaşınca, bu kahverengi izlerin pas değil,kurumuş kan olduğunu anlamamı sağlayan, kafası bu duvarlara vurularak öldürülmüş bir insanın görüntüsü gözümün önüne geldi. Büyük bir irkilmeyle, arkama dönerek koşmaya başlamıştım ki, sol tarafımda ellerinde organları halen tutmakta olan adam, büyük bir çığlık kopararak, gözleriyle karşı tarafındaki boş masanın üzerinde duran metal bir tası işaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tası hemen yakalayıp, midesine doğru fırlattım. Tası fırlatmamla, elindeki organları yere düşürüp masadan devrilerek acı içinde can verdi. Sebep veya şahit olmuş olduğum en kötü olaylar arasında hemen başa yükselen bu facianın ardından, nereden geldiğini anlayamadığım boğuk bir ses:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Doktor Mengele geliyor, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Bu, hakkında insanın kanını dondurucu hikayeler anlatılan, dünya üzerindeki cehennemi zenginleştirme çabası içindeki, o korkunç, hasta Doktor Mengele’ydi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçma çabama kaldığım yerden devam etmek için davrandığım sırada, birden beyazlaştığını fark ettiğim zeminin üzerine kapaklandım ve ardından yüzümde siyah bir botun şiddetli darbesini duyumsadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                           *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler sonra kendime geldiğimde, kendimi, çok yalın, fakat vahşi görünen, etraflarındaki yapıları oluşturan taş ve granitin uysallaştırmış olduğu ağaçların çevrelediği, zümrüt yeşili bir renge sahip, rüzgarın akıntısını hızlandırdığı bir nehrin kıyısındaki kahverengi bir bankın üzerinde buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağa kalktığımda üzerimdeki henüz kurumakta olan ve bana ait olmayan bir kanın oluşturduğu lekeleri fark ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki tarafında da arabaların park etmiş olduğu, upuzun, büyük iş merkezleri ve birkaç lokantanın bulunduğu, geniş kaldırımlı, reklam panoları, trafik ışıkları ve sokak lambalarının aydınlattığı, hiçbir canlı varlığı (ağaçlar hariç) görmenin ve hissetmenin mümkün olmadığı caddede yürümeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirdeki sessizlik, görülmemiş durgunluk ve gittikçe artmaya başlayan; daha doğrusu, yeni yeni fark etmeye başladığım yalnızlık çok boğucu, iç karartıcı, yaşamadığımı hissettirecek türdendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür olduğumu anlamam pek zor olmamıştı, ama bugüne kadar hep onu elde etmek için mücadele verme çabası içindeyken, bir anda ellerimde bulduğum bu özgürlük benim için çok büyük bir anlam taşımıyordu. Ben bunun için mücadele etmemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımsızlığımı, bağımsızlığımızı yok eden şeytani güçlerin yarattığı cehennemde özgür olmak, bu kavram için tamamen zıtlık oluşturuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anda görüş alanımdaki tüm ışıklar söndü. Gecenin bu suni, belki de soyut sessizliğinde, yerde uçuşmakta olan sonbaharın kızıl yapraklarını ezerek yürürken, başımı yukarı kaldırdığımda, caddenin ortasında en az bir asırdır dikili ağaçların yapraksız dalları arasından ışıldayan yarım ayı görmek beni biraz sakinleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok geçmeden, fazla uzak olmadığı belli olan bir yerden patlama sesleri ve yaklaşık yüz metre kadar ötemi aydınlatmaya başlayan alevlerin hayali görüntüsü gözlerimin önüne geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkamdan yaklaşmakta olduğunu duyduğum, farlarını yakmamış bir araba, biraz önümde aniden durdu. Arabadan inmek için şoförün fren yapmasını beklemeyen, iriyarı, karanlıkta neye benzediğini kestiremediğim insansı bir yaratık, beni kollarımdan sürükleyerek arabaya bindirdi ve şoför patlama yerine doğru, yavaşça, yola devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                          *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerimi arkadan bağlayan, kırmızı burunlu, deri ceketli, asık ve geniş suratlı, ahmak bakışlarını sertleştiren kirli sakalıyla uyumlu bir renge sahip gözlerini, acil bir müdahaleye ihtiyaç duyan, turuncu ve yoğun alevlere diken bu adamla konuşma gereğini duydum. Artık birileri bana neler olduğunu açıklamalıydı. Sıradan, ama açık sorumu sordum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kimsiniz, nereye gidiyoruz ve patlama hakkında bir bilginiz var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap gelmedi. Yorgun ve zayıf bakışlarını bana doğrultmakla yetinerek, cebinden siyah bir flüt çıkardı. Kendisinden hiç beklemediğim bir ustalıkla, fazla karmaşık olmamasına rağmen, zengin ve hüzünlü bir melodi çalmaya başladı. Almak istediğim cevapların yarattığı beklenti, yerini melankoli ve hayallere bırakmıştı. Bir virtüöz olduğuna neredeyse inanacağım bu adamın çaldığı şarkı, bana, yorucu bir günün ardından eve yalnız ve yatağıma biraz sonra kavuşacak olmanın verdiği huzurla döndüğüm günlerde, tüm vücudumu saran nane kokulu sarı çarşafların arasına kendimi bırakıp, gevşemeye başlarken, gözümün önünde canlanan, sevdiğim kızla dans edişimin hayalini anımsattı, yaşam güvencemin elimde olmadığı bu anda, ancak karamsarlıkla hatırlanabilecek, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şeydi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygusal kaygılarımın önündeki öncelikleri doğuran, tehlike ve gizem dolu bir durum söz konusuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tütün kokusuna boğulmuş, deri koltuklu bu arabanın, yanında oturduğum sol kapısının kilitli olmadığını fark ettim. Müzikalitesi düşmeye başlayan ezginin eşliğinde, dişlerimle kimseye fark ettirmeden kilidini açtığım kapıya omuz atarak, temiz hava ve asfalta tekrar ulaştığım sırada, arkamdan aniden savrulan bıçak, ellerimi bağlayan iplerden de kurtulmamı istemsiz bir biçimde sağlamıştı. Yere düştükten kısa bir süre sonra omzumun kırıldığını anladım. Bu, bana acıdan çok, uyuşma hissi veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şoförünün yokluğumu geç fark etmiş olduğu beyaz araba, geriye doğru ani bir manevra yaparak, bana doğru ilerlerken, kaynağının üstünden geçtikleri bir mayın olduğunu tahmin ettiğim, biraz öncekine çok yakın bir yerde ve daha şiddetli gerçekleşen ikinci patlama, kaçışıma rahatça devam edebilme fırsatını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde yürümeye başladığım, beyaz taşlardan oluşan dar kaldırıma uzanmış, giysileri yırtık, küçük bir çocuk gözüme ilişti. O da beni görünce, ayağa kalktı, kıyafetiyle büyük uyumsuzluk gösteren göz boyayıcı, parıltılı ayakkabılarıyla, ağlarken tekmelediği paslı ve sürgülü kapıyı açtı. İçeri girerken, beni de çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girdiğimiz odada, killi toprağın üzerinde çürümeye başlayan saman yığınlarına uzanmış beş mahkum bulunuyordu. Giysilerindeki şeritleri belirginleştiren, baskın renk siyahı yüzlerinde de görmek mümkündü. Suratlarının yanı sıra, ruhları ve gelecekleri de kararmıştı. Beni gördüklerinde, birkaçı elleriyle soğuk ve çaresiz bir şekilde selam verdikten sonra, tekrar gri tavanı seyretmeye koyuldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                            *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık insanlarla iletişim kurmanın imkansızlığını biliyordum. İçinde yaşadığımız, yok olmaya ve çürümeye yüz tutmuş dünyadaki her insanın kendisine ait küçük dünyalar, iyimser hayaller de kayboluyordu. Kendimi ve diğerlerini “yaşayan ölü” gibi klişe bir kalıba sığdırmak bile artık olası değildi. Ne zaman yaşayabilmiştik ki, bu hayata ölü olarak devam edelim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamla annemin tempolu konuşmaları, manevi düellolara dönüşen tartışmalarından sonra, etrafa dağılmış cam ve kristal parçalarını toplamak için, gecenin sessizliğini bozarak çalışan elektrikli süpürgenin acı verici sesini duymak istemediğimde başımı yastığımla sarışım gibi, etrafımda olup bitenlere kulaklarımı tıkamak istiyordum. Gözlerime mil çekilmesi, benim için artık ilkel bir Orta Çağ cezası değil, bir armağan niteliği taşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahit olduğum adaletsizlik ve suçlar, bunlardan kendimi sorumlu hissetmeme neden olacak derecede ağır ve büyüktü. Bana karşı işlenen suçlardan ben yükümlü gibiydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüklerimin bende bıraktığı derin iz, insanlığın üzerinde de sonsuza kadar bir leke olarak kalacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit mi? O sadece Pandora’nın kutusunun dibinde ve işkencenin devamındadır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8610903563809718187-1212181791892032010?l=gozkoray.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gozkoray.blogspot.com/feeds/1212181791892032010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8610903563809718187&amp;postID=1212181791892032010&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/1212181791892032010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8610903563809718187/posts/default/1212181791892032010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gozkoray.blogspot.com/2007/08/kabus-istasyonlar.html' title='Kâbus istasyonları'/><author><name>goksin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13784405634277955723</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GXC4hkL_dqQ/Rwfa0wgvo_I/AAAAAAAAAA8/40CryoPH7Pc/s72-c/death-bruegel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
